Bu röportajda gazeteci ve yazar Ünal Fındık, Ünal Çağıner’i uzun yıllara dayanan dostluğu, komşuluğu ve birlikte geçirilen zamanlar üzerinden anlatıyor. Fındık’ın tanıklığında Ünal Çağıner; alçakgönüllü, samimi ve farklı görüşlerden insanlarla rahatlıkla ilişki kurabilen bir isim olarak öne çıkıyor.
Ünal Fındık, farklı siyasi görüşlere sahip olmalarına rağmen Ünal Çağıner’le aralarında her zaman açık ve doğal bir iletişim olduğunu vurguluyor. Ünal Çağıner’in sohbet etmeyi sevdiğini, yalnız kalmaktan hoşlanmadığını ve dostlarıyla bir arada olmayı önemsediğini anlatıyor. Sık sık birlikte yemek yediklerini, uzun sohbetler yaptıklarını ve bu sohbetlerde siyasetten gündelik hayata kadar pek çok konunun rahatlıkla konuşulduğunu ifade ediyor.
Röportajda özellikle Ünal Çağıner’in kapsayıcı yaklaşımı dikkat çekiyor. Her yıl kış aylarında düzenlediği “Renga Partileri”, köyden arkadaşlarını, farklı siyasi görüşlerden insanları ve yakın dostlarını bir araya getiren, siyasetin dışarıda bırakıldığı buluşmalar olarak anlatılıyor. Ünal Fındık, bu organizasyonların Ünal Çağıner’in insanları bir araya getirme becerisinin somut bir örneği olduğunu söylüyor.
Ünal Çağıner’in iş insanı kimliği de röportajın önemli başlıklarından biri. Ünal Fındık, onu tanıdığı dönemde Ünal Çağıner’in turizmde artık güçlü bir noktaya gelmiş olduğunu; Acapulco’nun ada çapında bilinen ve saygı duyulan bir tesis hâline geldiğini aktarıyor. Buna rağmen Ünal Çağıner’in hiçbir zaman tek bir alana sıkışmadığını; tarım, hayvancılık, sanayi ve üretimin farklı alanlarına da yatırım yaptığını vurguluyor.
Röportajda Ünal Çağıner’in üretime bakışı özellikle öne çıkıyor. Ünal Fındık’a göre Ünal Çağıner, her şeyi kendi üretmekten ziyade başkalarını üretmeye teşvik eden bir anlayışa sahipti. “Kim ne üretiyorsa getirsin, hepsini alırım” yaklaşımı, onun hem yerel üreticiye verdiği değeri hem de ülke ekonomisine bakışını özetleyen önemli bir duruş olarak aktarılıyor.
Ünal Fındık, Ünal Çağıner’in Kıbrıs’a ve Kıbrıslılara duyduğu bağlılığı da vurguluyor. Yatırımlarını öncelikle köyüne, yakın çevresine ve adaya yapmayı planlayan; ülkesinin geleceği konusunda sorumluluk hisseden bir iş insanı profili çiziliyor. Çatalköy’de köy meydanı oluşturulması ve köy evi müzesi fikri gibi projeler, Ünal Çağıner’in yalnızca ticari değil, toplumsal faydayı gözeten bir bakışa sahip olduğunun örnekleri olarak anlatılıyor.
Röportaj, Ünal Fındık’ın Ünal Çağıner’i “babacan” bir insan olarak tanımlamasıyla tamamlanıyor. Bu tanım, onun hem iş dünyasında hem de günlük hayatta insanlara yaklaşımını özetleyen sade ama güçlü bir ifade olarak öne çıkıyor.
(0:10 - 0:36)
Ünal Bey'le arkadaşlığımız uzun zamandır, hem birlikte çalıştık, hem birlikte gezdik, dolaştık.
Bölgede tabii ki, komşumuzdu zaten babası köyde, Çatalköy'de, dolayısıyla Acapulco'da
tanıştık. Vallahi çok alçak gönüllü, herkeste samimi olabilen, herkeste dost olabilen bir
insandı.
(0:37 - 1:02)
Ben CTP'li olduğum için önceleri böyle biraz şey, yani mesafeli yok ama öyle biraz çekingen
davrandım kendisine. O hiç gayet rahat, her konuda benimle sohbet edebilen. Zaman zaman
beni arardı, adaş neredesin derdi, köyde, hadi gel yemek yiyelim derdi.
(1:03 - 1:16)
Sohbet etme ihtiyacını hissederdi. Yani birisiyle birlikte yemek yemeyi severdi, yalnız yemeyi
sevemezdi çokluk. Şimdi Ünal Bey, dostlarıyla birlikte olmayı çok severdi.
(1:17 - 1:40)
Ve her yıl kış aylarında, yani genellikle Şubat tatilinde, Renga Partisi düzenlerdi. Bu Renga
Partisi'ne işte köyden arkadaşlarını, kendi yaştaşlarını, bir de çeşitli siyasi görüşlerden
insanları çağırırdı. Beni de organizeye yardım etmem için devamlı arardı.
(1:40 - 1:50)
Adaş köyde bir Renga Partisi organize edelim derdi, giderdik. Orada yani şey yoktu, siyaset
falan yoktu. Her görüşten insan vardı.
(1:51 - 2:00)
Eşi, dostu, bazen 40 kişi olurduk, bazen 30 kişi. Çok tartışırdık kendisiyle. Yani tartışırdık
derken çok konuşurduk bu konuları.
(2:00 - 2:11)
Ama ben tanıdığımda gelince zaten turizmin içindeydi Günal Bey. Yani belli bir yere gelmişti.
Hatta diyebilirim ki yani adadaki en büyük otelin sahibi durumundaydı.
(2:11 - 2:22)
Artık Acapulco, Acapulco olmuştu. Bugünkü haliyle değil ama, yani işte oteli inşa etmişti.
Lobinin olduğu kısımdaki oteli.
(2:23 - 2:32)
Diğer otelleri sonra inşa etti. Ama orası ve Bungalovlar ve restoran ve plaj hep onlar vardı.
Ben tanıdığımda kendisini.
(2:32 - 2:40)
Herkes de çok iyi geçinirdi. Her görüşten insanla sohbeti vardı. Ben birebir buna şahidim.
(2:40 - 2:45)
Oturur, sohbet ederdi. Herkesi dinlerdi. Herkesin görüşlerine değer verirdi.
(2:46 - 2:53)
Kendi görüşlerini de söylerdi. Dobracıydı. Yani eleştirileri olurdu.
(2:54 - 3:01)
Onlardan da alırdı. Hem ders verirdi, hem öğretirdi, hem öğrenirdi. Öyle diyeyim.
(3:01 - 3:19)
Ünal abi bütün yatırımlarını buraya, yani önce köyüne, yakın çevreye, sonra adaya, her tarafa
yapmayı planlardı. Ama esas hayali burayı, yani Acapulco'yu büyütmekti. Esas hayali oydu.
(3:19 - 3:28)
Artık bir gün bana şöyle demişti. Adaş artık burası doydu. Buraya yatırım, yeni yatırım
yapmayacağım dedi.
(3:28 - 3:40)
Sonra bir hafta sonra bu bungalovları yıkalım, burdan da bir otel yapalım Buraya diye. Yani
fikir değiştirdi devamlı. Kendi ülkesini çok severdi.
(3:40 - 3:49)
Burayı çok severdi. Zaman zaman alırdı beni, çıkardı. Doğu tarafına doğru bir tatlı suya kadar
gider, dönerdik.
(3:50 - 3:56)
Yeni yoldan gider, eski yoldan dönerdik. Benim için çok değerli bir arkadaşlıktı. Çok kolaydı.
(3:56 - 4:07)
Hiçbir zorluk yoktu. Gerçekten ne zaman arasam, hadi gel derdi. Zaten ben de yakın olduğum
için sık sık giderdim kahvesini içmeye.
(4:08 - 4:25)
Bir gün ona şey demiştim ben. Tabii siz ayakta duramazsanız, iş insanları olarak, bu Kıbrıs
Türk’ü ayakta kalamaz. Onun için dedim, çok iyi basın, yere sağlam basın.
(4:25 - 4:38)
Çünkü Kıbrıs Türkü yok oluşa doğru gider. Biliyorsunuz yatırımımız sadece turizm yatırımı
değildi. Sanayi yatırımı vardı, hayvancılık vardı, tarım vardı, ziraat vardı.
(4:38 - 4:45)
Her kutunda, her yönden yatırımları vardı. Ben ona hep şey derdim. Abi yani her şeyi sen
üretemezsin.
(4:46 - 4:52)
İnsanları üretime teşvik etmen lazım. Onlardan da alasın. Ve bana da şunu söylerdi.
(4:52 - 5:02)
Kardeş, kim varsa üreden, ne üredirse getirsin hepsini alırım. Ve gerçekten öyleydi. Bu çok
önemli bir özelliktir.
(5:02 - 5:13)
Yani Kıbrıs'ı da Kıbrıslı'yı da severdim. İşi her zaman öndeydim. Yani bu konuda kendi kendini
bazen eleştirirdi ama bir şey yapamazdım.
(5:13 - 5:26)
Komşumuz da Çatalköy'de babasının evi benim evin hemen hemen karşısı gibiydi. Caminin
de yanı, ben bu tarafındayım, o da o tarafta. Orayı satın aldı kardeşlerimden.
(5:27 - 5:46)
Bir gün bana dedi, Adaş ne yapalım dedi, sen ne düşünüyorsun dedi. Dedim abi bu evin
olduğu adayı olduğu gibi al, burayı yık, köye bir meydan kazandır. Bu evi de güzel bir köy evi
müzesi yap.
(5:47 - 5:57)
Ve burası açılsın, rahatlasın köyün meydanı. Tamam dedim. Sonra başladı satın almaya.
(5:58 - 6:06)
Geçen gün İçim Hanım'la konuştum. Az bir şey kaldı, alamadık. Yani onun aldıklarından sonra
İçim Hanım devam etti bu projeye.
(6:06 - 6:15)
Ve çok güzel bir proje çıkıyor ortaya şimdi. Orası için. Ve yani Ünal Bey onu yaşama geçirmek
için faaliyete başlamıştı.
(6:15 - 6:18)
Babacan bir insandı. Gerçekten öyleydi.