Bu röportajda Salih Kural, Ünal Çağıner’i çocukluk yıllarından başlayarak gençlik, dostluk ve iş hayatı üzerinden anlatıyor. Aynı köyden gelen iki arkadaşın yollarının üniversite sonrası kesişmesiyle başlayan yakınlık, zamanla ortaklıklara, bacanaklığa ve güçlü bir dostluğa dönüşüyor.
Salih Kural, Ünal Çağıner’in daha genç yaşlardan itibaren sürekli iş kurmayı düşünen, risk almaktan çekinmeyen ve hedefinden kolay vazgeçmeyen bir karaktere sahip olduğunu vurguluyor. Parasız kaldığı dönemlerde bile arabasını satıp yeni bir işe girmesi, onun cesaretini ve kararlılığını simgeleyen önemli bir örnek olarak aktarılıyor.
Röportaj boyunca Ünal Çağıner’in danışan ama son kararı mutlaka kendi veren, zorluklar karşısında alternatif yollar bulan ve ısrarla hedefine yürüyen bir iş insanı olduğu anlatılıyor. Salih Kural’a göre onu başarıya taşıyan en temel özellikler; hırs, arzu, çalışma disiplini ve en küçük zorlukta bile vazgeçmemesiydi.
Röportaj, Ünal Çağıner’in genç yaşlardan itibaren sahip olduğu ağırbaşlı duruşu, cesareti ve geride bıraktığı güçlü iş mirasına duyulan saygıyla sona eriyor.
(0:00 - 0:13)
Yunanlılarla aslında çocukluktan tanışırız. Onlar köyde kalırdı, Prasso'da. Ben
Limassol'daydım ama babam da aynı köylüydü, Prasso'lu.
(0:15 - 0:32)
Orada malımız vardı. Harrupa falan giderdik sene sonra. Köyün çocukları akşamları
toplanırdık falan.
Benden iki yaş büyüktü. Öyle çok fazla sıkı fıkı değildik ama oradan tanırdım yani. Birbirimizi
tanırdık.
(0:32 - 0:40)
Ortaokulu Limassol'da okuduk, ortaokul lise. Orada da görürdük birbirimizi. Ama çok sıkı fıkı
değildik o zaman.
(0:41 - 1:02)
Yani tanırdık, konuşurduk ama esas çok yakın arkadaş olmamız 72'den sonra oldu.
Üniversiteyi bitirdik, geldik. İkimiz de İngiliz üslerinde işe başladık.
(1:06 - 1:18)
Yunanlılar şimdi evlendi, Limassol'a yerleşti. Ama Limassol'da çok çevresi yoktu. Bir akşam
işte park gazinosu vardı, onun etrafında dolaşırken rastlaştık.
(1:19 - 1:31)
O nasılsın, ne yapıyorsun falan derken, hadi gel burada sandviçi kemal ile bir kahve içelim
falan dedi. Öyle oldu. Ondan sonra her gece buluşmaya başladık.
(1:33 - 1:50)
Oturur konuşurduk işte, içki içerdik. Sohbeti severdi daha çok da yani hep iş kurmayı
düşünürdü. İş döner de dolaşır, yeni işlere gelirdi.
(1:50 - 2:10)
Her oturduğumuzda mesela bir akşam ben tuz fabrikası yapacağım derdi, bir şey yapardı.
Yani hep böyle iş kurmayı düşünürdü o zamandan. Çocukları birazdan gül büyüttü, daha çok
iş yapmayı düşündü.
(2:11 - 2:24)
Ama başardı, çocuklarına iyi bir şey bıraktı, iş bıraktı. Fikrini alırdı ama kendi istediğini
yapardı. Biz bir iş kurduk beraber.
(2:27 - 2:44)
Güzellur'da önce ben, işte kemal sandviçi bir arkadaşımız vardı. Onunla beraber bir dikla
dediğimiz bir çeşit turşu imalatına başladık. Ondan sonra Ünal geldi, ben de gireceğim bu işe
dedi.
(2:44 - 2:51)
Tamam dedik, sen de gel. Arabasını sattı geldi, koydu şirkete. O da ortak oldu.
(2:52 - 3:00)
Ve bu işi ticari olarak yapmaya karar verdik. Bir de şirket kurduk. Başladık yani Güzellur'da bir
yer bulduk.
(3:00 - 3:09)
Orada başladık imalata. Ondan sonra Ünal, benim evin altı müsaittir dedi. Baturum var, gelin
orada yapalım biz birlikte.
(3:11 - 3:21)
Tamam dedik, oraya kurduk işte. Teçhizatı. Orada üretmeye başladık, o pazarlamaya başladı.
(3:22 - 3:30)
Üretimin başında ben durdum, o pazarladı. Rüstem Tatar'ı gördüm bir gün evinde. Ona
danışıyor.
(3:31 - 3:52)
İşte anlattı Rüstem Tatar'a, böyle bir iş kurduk dedi. Turşu falan yapıyoruz. Nedir senin
tavsiyen? Turşu mu yapalım, bu işi mi büyütelim yoksa turizme mi yöneleyim? Şimdi o günün
şartlarında zaten Kıbrıs'ın ne olacağı belli değil.
(3:53 - 4:10)
Rüstem Tatar da şey dedi, herhalde Maliye Bakanı'ydı o zaman. Bu imalat işi daha iyi dedi,
ona devam edin. Yani tanışmaya danıştı ama kendi bildiğini yaptı.
(4:11 - 4:21)
Ondan sonra turizme yöneldi, o işi de kapattık. Konuşurdu, yani daha çok da işi sofrasında
konuşurdu. Benim hatırladığım Limassol'dayken.
(4:23 - 4:38)
Yani hiç kitap okurken görmedim ama zamanında herhalde çok okudu. Bana böyle zengin
olmuş büyük iş adamlarının hayatını falan söylerdi. Mesela koç şöyle yaptı, böyle yaptı diye
anlatıyordu.
(4:38 - 4:59)
İşte bu akşam muhabbetlerini özlerim. Yani şimdi o kadar, tabii yaşımız da geçtiği için
herhalde artık yapamayız ama. Gençliğimizi yani en güzel devremizi beraber buluşarak,
akşamları buluşarak geçirdik, konuşarak geçirdik.
(5:01 - 5:12)
Önceleri arkadaştık, ondan sonra bacanak olduk. Limassol'dayken bahsetmiştik yani bir ara.
74 olaylar çıktık, kuzeye göç ettik.
(5:13 - 5:21)
Ondan sonra kısmet oldu. Aldızıyla evlendim, bacanak olduk. Kaybettiğimiz zaman zaten
büyük iş adamı olmuştu.
(5:22 - 5:29)
Cenazesi de çok kalabalık oldu. Bir oğlu, bir kızı var. Şu anda gayet iyi yürütüyorlar.
(5:31 - 5:45)
Fazla sağa sola sapmamalarını tavsiye ederim. Yani iş dışında fazla sosyal hayata girip de işi
ihmal etmemelerini tavsiye ederim. İş yapmak isteyenlerin tanıması çok iyi olur.
(5:46 - 6:02)
Çünkü yani insan gençlikten bir hedef koyarsa, o hedefe şöyle veya böyle varır. Yani ısrar
ederse. Ama en küçük zorlukla vazgeçerse, ki Ünal çok zorluklar çekti biliyorum yani, kolay
olmadı.
(6:04 - 6:18)
Hiç parası yokken bir büyük iş yarattı. Dediğim gibi yani bizim bikle işine girmek için bir şeyle
arabasını satmıştı. O vaziyette böyle büyük bir işe daldı ve başardı.
(6:20 - 6:39)
Bu da şeyle olur yani, hırsla, arzuyla, ısrarla, en küçük zorlukla vazgeçmeyeceksin, devam
edeceksin. Koyduğun hedefe gidene kadar uğraşacaksın. Yani illa ki olmayacak işi ısrar
etmezdi.
(6:40 - 7:03)
Ama olması için de yan yolları bulurdu. Valla ben söyleyeceğimi söyledim senelerce. Başardı,
helal olsun derdim.
Başka bir şey demedim. Yani yolu belki ben zamanında tasvir etmediğim şeyler de yapmıştır
ama demek ki doğru yoldu. Başarıya ulaştığına göre doğru yoldu.
(7:03 - 7:17)
Danışmaya danışırdı, herkesin fikrini alırdı, kim olursa olsun sorardı. Ama sonunda kendisi
muhakeme edip kendisi karar verirdi. Yani çok da uymazdı yani tavsiyelere.
(7:18 - 7:31)
Yani Ünal iş hayatına o kadar daldı ki birazcık da ihmal etti. Ama Tangül başta durdu,
çocukları yetiştirdi. Allah rahmet eylesin.
(7:31 - 7:39)
Ve işin başına geçtiler, gayet iyi de götürüyorlar. Tebrik ederim. İş hayatında zor biriydi.
(7:41 - 8:04)
Şeydi yani ağırbaşlı yaşıtlarına göre böyle bir ayırabileceğiniz, çok fazla çocukluk. O
zamandan böyle biraz ağırbaşlı, ayrı bir ciddiyeti vardı çocukluğunda. Ama şimdi
düşündüğümde demek ki yani o görüntüyü veriyordu.
(8:06 - 8:29)
O duruşunu hatırladığımda demek ki şu anda onu anlayabiliyorum yani. Bir ayrı duruşu vardı.
Çok tehlikeli yollardan da geçti.
Yani belki ben olsam cesaret etmezdim. Yani cesaret gösterdi ve başardı. Gerçekten bir iş
adamıydı.