Bu röportajda Sadık Çağıner, ağabeyi Ünal Çağıner’i çocukluk yıllarından başlayarak, birlikte yaşadıkları anılar ve tanıklıklar üzerinden anlatıyor. Anlatı, Kıbrıs’ta geçen köy hayatı, erken yaşta üstlenilen sorumluluklar ve aile içindeki güçlü bağlarla şekilleniyor. Ünal Çağıner’in gençlik yıllarında hem çalışkanlığı hem de liderlik özellikleriyle çevresinde fark yarattığı, daha o yaşlarda disiplinli ve titiz bir karakter ortaya koyduğu aktarılıyor.
Röportaj boyunca Ünal Çağıner’in fedakârlığı, paylaşmayı önceleyen yaklaşımı ve insan ilişkilerindeki duyarlılığı öne çıkıyor. Köydeki güreşte kazandığı ödülü arkadaşına bırakmasından, işsiz kalan bir dostuna sahip çıkıp ona düzenli bir gelir sağlamasına kadar pek çok örnekle “önce insan” diyen bir hayat anlayışı çiziliyor. Aileyle olan ilişkilerinde ise her zaman dinleyen, sakinleştiren ve sorumluluk alan bir figür olarak anlatılıyor.
Sadık Çağıner’in aktardığı anılar, Ünal Çağıner’in sadece bir iş insanı değil; emeğe, çalışmaya, eğitime ve sürekliliğe inanan bir karakter olduğunu gösteriyor. Okumanın, kendini geliştirmenin ve çalışmanın toplumsal gelişim için vazgeçilmez olduğu yönündeki düşüncelerinin hem ailesine hem de çevresine miras kaldığı vurgulanıyor. Röportaj, Ünal Çağıner’i tanımlayan en temel özelliğin makamı değil; insanlara yaklaşımı, paylaşma kültürü ve bitmeyen çalışma disiplini olduğunu güçlü bir şekilde hissettiriyor.
(0:00 - 0:08)
Malya, abimin doğduğu köy. Doğum tarihi 1946. Prasyo, benim doğduğum köy, 1956.
(0:08 - 0:20)
Arada 10 yaş farkımız var rahmetliyle. İlk nöbetimi doktor olarak tutmadım. BAF meteoroloji
istasyonunda abimle, rahmetli abimle beraber tuttuk.
(0:22 - 0:30)
Mezun olduktan sonra bir süre rahmetli işsiz kaldı. Önce üstlerde biraz çalıştı. Ondan sonra
BAF meteorolojiye geçti.
(0:30 - 0:41)
Her gün veya 2-3 günde bir liman sonuçtan çıkıp BAF meteorolojiye gidiyor. Bir ikinci el
arabası vardı. Bosbos beyaz küçük bir araba.
(0:42 - 0:48)
Onunla birlikte gidiyordu. Bir gün geldi oraya. Annem kendisine iki yumurta kavurdu.
(0:48 - 0:56)
İki tane de hellim dilim yedi. Ondan sonra hadi gidelim dedi bir şeye. İstasyona bir gör.
(0:57 - 1:10)
Annem de tamam dedi, git. Ve beraber gittik. Yolda giderken o zamandan beri tabi abim
esasında bir şey, öğrenci lideri, sekiz kuşağının öğrenci lideriydi.
(1:10 - 1:17)
Doktor küçükten, denk taştan bahsetti. İstasyona gittik. Ben 12'ye kadar nöbetimi tuttum.
(1:18 - 1:24)
Ondan sonra ona devredim. Yapılan iş, tabi o zamanın teknik imkanları farklıydı. Şimdiki gibi
değil.
(1:25 - 1:35)
Bir balon uçurduğunu gördüm. Rüzgarın hızını muhtemelen yönünü tespit ediyor. Daha başka
aletler vardı.
(1:36 - 1:42)
Ve saat başı merkeze bildirim yapıyordu telsizle. O zaman haberleşme de zordu. Olmadı
telefonla zorluyordu.
(1:42 - 1:49)
O da zordu ama yine başarıyordu. Orta okula gittiği zaman erkek öğrenci yurdunda. Orada
kalıyordu.
(1:49 - 1:55)
Yazları tatil günlerinde gelirdi. Geldiği zaman da boş durmazdı. Çok küçük bir köydü bizim.
(1:56 - 2:06)
Bir cami vardı. İftar zamanı bir top atışı yaparlardı. Top atışı yaptıktan sonra işte biraz
eğlence, sosyal faaliyet yapıyorlardı, güreş falan.
(2:07 - 2:19)
Abim rakibini yenmişti o. Yaptıkları güreşte. Ama ödül konmuştu üzerinden. Onu almadı.
Arkadaşına bıraktı. Köyün altında bahçe tarlası dediğimiz bir yer vardı. İçinde bir elma ağacı
vardı.
(2:19 - 2:29)
Harp toplama zamanıydı muhtemelen. Ansızdan abim geldi. O zaman ulaşım yok.
Cep telefonu yok. Bir şey yok. Büyük bir heyecan, büyük bir sevinç.
(2:30 - 2:36)
Hemen abimle güreşe tutuştular. Güney abimle. Bayağı uzun mücadele ettiler ama annem
araya girdi.
(2:37 - 2:46)
O beraber evlendi. İşe dair kendisi zaten aldığı kararlar mantıklıydı. Ama tabii bir önerimiz
gerektiği zaman yapıyorduk.
(2:48 - 2:56)
Aileyle olan bağı iyiydi. Yani aileye gösterdiği diyalog. Arkadaşlarıyla olan ilişkisi çok iyiydi.
(2:57 - 3:09)
Mesela buraya geldiği zaman senede birkaç defa bütün arkadaşlarını toplardı. Ve
eğlenirlerdi. Hatta son bir arkadaşı bir nörolojik bir problem geçirdi.
(3:10 - 3:16)
Ve çalışamaz hale geldi. Onun üzerine öğretmen arkadaşlar geldi, rica etti. İşte bu bu durum.
(3:16 - 3:23)
Onu işe alalım ve bir gelir olsun. O konuda hemen halletti. O sorunu çözdü.
(3:23 - 3:31)
Ve ölene kadar o arkadaş orada çalıştı. Evet fedakar biriydi. Benim tabii doktor olduğum için
bir davam oldu.
(3:32 - 3:42)
Ceza davası. Mahkemeden kağıt geldiği zaman hemen aldığım kağıdı Akapuka'ya gittim.
Abimi gördüm.
(3:42 - 3:47)
Ve o gün beni dinledi. Haklı mısın dedi. Tamam dedim.
(3:48 - 3:58)
Ertesi gün aldığım bilgiye göre hemen adımı attı. Ve sorun kısa bir sürede çözüldü. Onu
dinlerdim önce.
(3:59 - 4:07)
Çünkü yanına gittiğimiz zaman her zaman konuşurdu. Dinlerdim. Haklı olmadığı bir yön varsa
söylerdim kendisine.
(4:08 - 4:16)
Mükemmel yatırım yaptı. Tabii oğulları, torunları bunu güzel bir şekilde devam ettiriyor.
Önemli olan devam ettirebilmek.
(4:17 - 4:29)
Bunda da başarılı olduklarını görüyorum. Babamın ilk kez ağladığını gördüğüm olayı
anlatayım. Rahmetli abim son dönemde, oğullar yatışınca Kıbrıs'a geliyordu.
(4:30 - 4:36)
Tatillerde konferans düzenliyorlardı. Ben izledim onu. Ama tabii o yaşta fazla bir şey
anlamadım.
(4:37 - 4:49)
Ondan sonra eve geldiğimde annem baban şikayetçi oldu abinden. Onun izlemesini
istemediği için. Ve babam geldiği zaman bayağı morali bozuktu.
(4:50 - 4:55)
Oturdu masaya. Yemek yiyemedi, ağladı. Ertesi gün abim geldi.
(4:55 - 5:08)
Hemen telaşla, dükkan zaten bir beş yüz metre ilerideydi. Gitti, konuyu anlattı kendisine
etraflıca. Yani bir şey olmadığını, zannettiği gibi olmadığını.
(5:08 - 5:19)
Ve sonunda o konu kapandı. Yine evdinle otururken, ben çok kitap okurdum küçükken. İşte
sadık çok okur diye.
(5:19 - 5:30)
Yani espri yapıyorlardı kardeşler. Abim “Sadığın okumasını hiçbir güç engelleyemeyecek” diye
bir laf etti. Bilgece bir laf etti.
(5:31 - 5:37)
Hala da o laf hatırında. Ve devam ediyor yani. Kendini doğruluyor.
(5:37 - 5:49)
Yani gençlerin okuması, sürekli okuması, kendini geliştirmesi. Yani bu toplumun ekonomik
olarak, sosyal olarak gelişmesi için şarttır. Yani bunun devam ettirilmesi önemlidir.
(5:50 - 5:57)
Çünkü yatırımcı bir kişiliği var. Ve çalışmaya önem veriyor. Yani çalışma olmadan başarı
olmaz.
(5:58 - 6:08)
Abim tatilde geldiği zaman, Prasö'ye. Birlikte tarlaya gider, harıp silkerdik. Çok güzel harıp
silkerdik, temiz.
(6:09 - 6:21)
O titizliği ondan sonra da devam etti zaten. Öğlenleyin annem yemek yapardı bize. Sirkeli,
zeytinyağlı, kuru bakla.
(6:21 - 6:32)
Ondan sonra buraya geldiğimde, Acapulco'ya gittiğimde, sabahları giderdim orada. Aşçısı
geliyor yanına. Öğlenleri ne istersiniz? Bu tarifi verirdi kendisine.
(6:33 - 6:39)
Öğlen onu yerdi. Yani oradaki yemek alışkanlığı devam etti. Abim cep telefonu taşımazdı.
(6:40 - 6:51)
Ama günün her saatinde gelen telefonlara cevap verirdi. Yani uykusu bir saatti belki öğlen.
Ama onun dışında bütün telefonlara cevap verirdi.
(6:52 - 7:00)
Görüşmek isteyeni de, esneyeni de görüşürdü. Kesinlikle telefonu açıklama diye bir durumu
yoktu. Çok beğendiğim bir yönüydü bu.