Bu röportajda Ünal Çağıner’in en eski dostlarından biri olan Özmen Nasıfoğlu, birlikte geçirdikleri gençlik yıllarını, dostluklarını ve turizmin Kıbrıs’ta nasıl filizlendiğini içten bir dille anlatıyor. İkili, Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarında başlayan arkadaşlıklarını mezuniyet sonrası Kıbrıs’ta da sürdürmüş; Özel Tahsin’le birlikte neredeyse ayrılmaz üçlü olmuşlar.
Nasıfoğlu’nun anlattıkları, Acapulco’nun doğuşunun aslında birkaç küçük bungalovla başlayan basit bir fikirden ibaret olduğunu gösteriyor. Ünal Çağıner’in 10 bin liralık borçla attığı ilk adımlar, zaman içinde büyüyen bir turizmin temelini oluşturuyor. İlk zorluklar, ödenemeyen borçlar, yapılan ziyaretler, alınan krediler ve ihtiyaç sandığından sağlanan destekler… Tümü, Acapulco’nun topraktan yükselen gerçek bir mücadele hikâyesi olduğunu ortaya koyuyor.
Röportajda yer alan anılar arasında Nasıfoğlu’nun Kalkınma Bankası’nda görevliyken otelin yarım kalan bölümleri için sağladıkları kredi, havuzun yapım aşaması, Ünal Bey’in hayallerini gözünde canlandırış şekli ve projeleri büyütme konusundaki kararlılığı öne çıkıyor. Küçük bir tesisle başlayan bu yolculuk, zaman içinde yüzlerce kişiye iş sağlayan, büyük bir istihdam merkezi hâline gelen dev bir işletmeye dönüşüyor.
Özmen Nasıfoğlu, Ünal Bey’in yalnızca bir iş insanı değil; yardım etmeyi seven, topluma katkı sunmayı önemseyen, gençlere sürekli tavsiyelerde bulunan, paylaşımcı ve vizyon sahibi bir karakter olduğunu vurguluyor. Her hafta sonu yapılan sohbetler, memleketin geleceği üzerine tartışmalar ve “Kıbrıs Türkü’nün geleceği turizmdir” düşüncesi, Ünal Bey’in bu topraklara duyduğu bağlılığı gözler önüne seriyor.
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaşanan zor yıllardan bungalovların yapımına; krediler için verilen uğraşlardan turizmin bir hayat felsefesine dönüşmesine kadar uzanan bu anlatı, Ünal Çağıner’in hem dostlukları hem de Kıbrıs’a kattıklarıyla şekillenen etkileyici bir hatıra yolculuğu sunuyor.
(0:00 - 0:12)
Ünal Çağıner'le ben Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde tanıştım. Onlar Özel Tahsin’len beraber, o
ikisi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeydi. Bu dafa da ben gittiğimde üçüncü oldu.
(0:12 - 0:33)
Biz kardeş gibiydik. Ünal Çağıner bizden bir sene önce geldi Kıbrıs'a. Biz de mezun olduktan
sonra geldik ve burada tanıştık.
(0:33 - 0:51)
O geldiğinde İngiliz Üsleri'nde hava motorolojiyle uğraşmaya başladı. Zamanla bir şey istedi,
yapsın. Turizmci.
(0:52 - 1:04)
Ben de o zaman dedim, sen burada otur, yap bir tane bungalow. Tamam, tamam dedi. O
zaman kalktı, bu 10 bin isteğiyle borçlandı.
(1:05 - 1:17)
Neyse biz yaptık bungalovları. Başladı turistler de gelmeye. O zaman Ünal'dan borç veren
adam kendinden para istedi.
(1:18 - 1:30)
Ünal da sıkıdaydı o zaman, şey yapamadı. Ben köprüleri yıktım, geldim. Bana dedi, borç para
verin.
(1:30 - 1:41)
Bu borcumu ödeyeyim. O zaman da Ahmet Tolgay var, gazeteci. Onunla beni görevlendirdi.
(1:41 - 1:51)
Gidin bakalım, nedir bu alem. Neyse gittik baktık. Gittik, ya adam ister şey yaptı, bungalovlar
yaptı, sıkıdadır.
(1:51 - 2:00)
Şimdi şu anda ödeyemez. Kredi istedik, tamam dedik. O zaman ihtiyaç sandığından para.
(2:01 - 2:06)
O zaman da Çağatay ayrıldığını koydu. Verin yine, sorumlu benim dedi. Ve verdiler yine.
(2:06 - 2:16)
O şeyi ödediydi bungalovları. Ve başladı artık işleme. Ondan sonra bu rahat durmaz.
(2:17 - 2:24)
Gitti bir eski bina vardı, onu yıktırdı. Büyütmeye başlattı şeyi. Bu daha bir gün yine geldi.
(2:24 - 2:33)
Başladı artık turist almaya. Yani normal turistler gelse, otelde kalsa şey yapsın. Ben de o
zaman kalkınma bankasındaydım.
(2:33 - 2:41)
Yönetim grubunda. Özmen dedi, ne var? Biraz para ver bize dedi. Bu oteli bitirelim dedi.
(2:43 - 2:51)
Yarım kaldı. E tamam dedik. Kalkınma bankasından o dönemde bir milyon lira bir para verdik
kendine.
(2:51 - 2:59)
O parayı da aldı. Neyse yarım kaldı bina. Ertesi gün ben gittiğimde bir kova.
(3:00 - 3:07)
İçinde koydu alçı. Delta'nı da. Bir de çocuk zannedersem Dimağ’dır.
(3:07 - 3:15)
Bilmem tam şey. Ben yürüyeceğim dedi. Sen de arkamdan geleceksin.
(3:16 - 3:21)
Gittim. Nedir bu yaptığın? Havuz yapacak. Havuzu planını çizerdik.
(3:22 - 3:29)
Havuzsuz otel olur. Havuzu da öyle yaptı. Ondan sonra artık büyüdü işte geldi.
(3:30 - 3:38)
İstihdamımı artırdı. Hep yanımda çalışan, belki de bine yakın bir şey var. Personel var
yanımda çalışan.
(3:38 - 3:49)
İstihdama katkısı oldu. Devlet gelirleri arttı. Devlet gelirlerin dışında çok yardım da yapardı.
(3:49 - 3:58)
Yardımı severdi de. Duyduğum kadar bazı yerlere, derneklere bile yardım yaparmış.
(3:59 - 4:05)
Toplumla ilişki de çok iyiydi yani. Zaten o dönemde şeyde çıkmazdık. Otelde çıkmazdık.
(4:06 - 4:14)
Biz giderdik o zaman otelden. Gençlere daima nasihatte bulunurdu. Bir hata bile bir şey
yapsa zorlanmazdı.
(4:14 - 4:22)
Nasihatte bulunurdu genelde. Bir ağabey gibi tavsiyelerde bulunurdu. Siz işleyeceksiniz,
kazanacaksınız.
(4:23 - 4:34)
Biz gittikten sonra bizden sonra gelecek olanlar da bu memlekette yardımda bulunacak.
Gelişe alacak, istihdam yaratacak dedik. Geleceğini de düşürdüler.
(4:35 - 4:43)
Kıbrıs Türkü'nün geleceği turizmdir dedik. Turizmin dışında hiçbir şey olmaz. Devamlı bizi
çağırırdı.
(4:44 - 4:51)
Her hafta sonlarında giderdik orada tartışırdık. Devamlı bizden görüş alırdı. Yani her şeye
açığıydı.
(4:51 - 4:58)
Biz de tavsiyede bulunurduk. Bunları alıp değerlendirirdi. Ve yardım yapardı.
(4:58 - 5:05)
Kim gelirse mutlaka yardım yapardı. Yani geri çevirmezdi. Ona ben bazen şey yapardım.
(5:08 - 5:14)
Biraz dedim kendini de düşün. Yeter dedim buna. Kendi hayatına da bak.
(5:15 - 5:31)
Devamlı bunun havasında ne yapacağım, nasıl geliştireceğim, nasıl bu topluma daha fazla
hizmet edelim, nasıl daha fazla istihdam yaratırım ve topluma yardımcı olurum diye. Bütün
bunları düşünüyordu. Siyasalde biz bunu tanıştırdık.
(5:31 - 5:39)
Çok zor günler geçmişti bizim. O zaman bildiğin gibi yollar sokakta kapalıydı. Kıbrıs'ta bize
yardım gelemezdi.
(5:39 - 5:44)
O yurtta, Siyasal Bilgi'de yurdumda kalırdık. Oradaydı bütün hayatımız. Orada geçti bizim.
(5:45 - 5:52)
Kardeş gibiydik. Özel Tahsin ben ve Ünal. Üçümüz birdik, tektik.