Bu röportajda Özel Tahsin, tam 60 yıl süren bir dostluğun içinden Ünal Çağıner’i hem bir insan hem bir lider olarak anlatıyor. Aynı dönemde büyüyen, Ankara yıllarında aynı odayı paylaşan, hayatlarının en kritik zamanlarında birbirine destek veren iki arkadaşın hikâyesi röportajın temelini oluşturuyor. Tahsin, Ünal Bey’in öğrencilik yıllarından memurluk dönemine, turizme girişinden Acapulco’nun kuruluşuna kadar pek çok süreci yakından gözlemlemiş biri olarak onun azmini, cesaretini, inancını ve çalışkanlığını içten bir dille aktarıyor. Acapulco’nun inşa sürecinde yaşanan maddi zorluklar, kritik bir anda verilen destek ve ikilinin bu anı gözyaşlarıyla kutlayışı röportajın en unutulmaz detaylarından biri. Ünal Çağıner’in mütevazı yaşamı, dostlarına verdiği değer, toplum için yaptığı yardımlar, düzenli toplantıları ve Kıbrıs Türk turizmini ayağa kaldıran vizyonu Özel Tahsin’in anlatısında güçlü bir şekilde hissediliyor. Özel Tahsin’in sözleriyle: “Tanrı’nın insana verebileceği bütün güzel meziyetler onda vardı. 60 yıl boyunca su sızmayan bir dostluğumuz oldu.” Bu röportaj, yalnızca bir dostluk hikâyesi değil; Kıbrıs Türk toplumunun en önemli isimlerinden biri hakkında derin ve samimi bir tanıklık sunuyor.
(0:07 - 0:22)
Benim için Ünal Çağıner bambaşka bir insan. Onu ilk ben ne zaman tanıdım? Lise yıllarımda
tanıyordum. Ben ondan bir sınıf büyüktüm.
(0:23 - 0:34)
Ama esas tanışmamız ve esas arkadaşlığımız Bana hangi okula yazıldığımı söyledi. Siyasal
bilgiler dedim. Ona sordum.
(0:35 - 0:43)
O da bana tıp fakültesi dedi. O anda bilmiyorum. İçimden gelen bir hisle.
(0:44 - 0:56)
Ona gel istersen siyasal bilgiler fakültesine katıl, yazıl. Orada dedim okulun kalitesini
biliyorsun. Hemen yanında da çok şahane bir yurdu var.
(0:56 - 1:05)
Beraber kalırız, beraber bu eğitimi yaparız dedim. Böyle bir öneride bulundum. Bilmiyorum
niye böyle bir öneride bulundum.
(1:06 - 1:18)
Biraz düşündükten sonra tamam dedi. Geldi, kaydoldu. Ve o günden sonra 60 yıl boyunca
yollarımız çok kesişti.
(1:19 - 1:30)
Birbirimize çok yardımcı olduk. O bana siyasette, ben ona iş hayatında. Okurken siyasal
bilgilerde hep aynı odada kaldık.
(1:31 - 1:38)
Yemeklere beraber gittik. Derslere beraber girdik. Tatil olduğu zaman adaya gelmemiz
mümkün değildi.
(1:38 - 1:47)
Çünkü yasak vardı Kıbrıslı öğrencilere. Ne yapalım dedik bu yaz ayında Ankara'da. Kalktık,
Mersin'de arkadaşlar vardı.
(1:47 - 1:54)
Onların vasıtasıyla ev kiraladık. Ve ikimiz oraya gidip tatil yaptık. Dönüşümüz de çok
enteresandı.
(1:54 - 2:10)
Otostop yaptık. Ama otostop dediğimizde tomruk yüklü bir kamyona binerek büyük maceralı
bir yolculuktan sonra Toros Dağları'nı aşarak Ankara'ya geldik. Böyle maceralı günlerimiz de
vardı.
(2:11 - 2:27)
Okulu bitirdik. Hevesi vardı turizme. Ve Rum'un bile keşfedemediği veya keşfedip de yatırım
yapmaya cesaret etmediği yeri yani bugünkü Acapulco Koyu sıfırdan alarak bugünkü hale
getirdi.
(2:27 - 2:47)
Bu hiç de kolay bir şey değildi. Bu tamamen onun azmi, iradesi, hırsı, inancı sayesinde ve
kendisini ispatlama alanında yaptığı bir işti. Otel yapılırken sıkıya girdi, maddi sıkıya girdi.
(2:47 - 2:54)
Kolay değil o kadar büyük bir otel yapmak. Anası babası zengin bir insanlar değildi. Mevcut
imkanlarını tüketmişti.
(2:56 - 3:14)
Ve krediye ihtiyacı vardı. Bir gün ben çalışma bakanı iken Başbakanımız Mevlüt Çağatay beni
aradı. Ve bana dedi ki Özel, Ünal yanımda bu bu bu sorunu var.
(3:14 - 3:25)
Elektrik getirecek, trafosu yok, inşaat yarada kaldı. Ona ihtiyaç sandığından kredi verebilir
miyiz? O zaman Kalkınma Bankası da yoktu. Turizme yatırım yapacak.
(3:25 - 3:35)
Başka bir banka da yoktu. Tek kaynak ihtiyaç sandığıydı. İhtiyaç sandığı da benim bakanıma
bağlıydı ama ihtiyaç sandığı yönetim kuruluyla idare ediliyordu.
(3:36 - 4:00)
7 kişilik. O konuda Başbakanım bana talimat verdı. Bu işi yapıp bitireceksin.
Benim de arzum oydu. Ve yönetim kurulu üyelerinden bir tanesiyle yakın ilişki kurarak zaman
içerisinde onu ikna etmek suretiyle krediyi çıkarmış olduk. O işte Kıbrıs Türk turizminin
medarı iftiharı olan o yerin yapılmasına neden oldu.
(4:00 - 4:09)
Bu çok bir olaydır. Gerçekten büyük bir tarihi bir olaydır. Ben bunu, bu müjdeyi Ünal'a
aktardım.
(4:10 - 4:17)
Ve bir gün hiç unutmam. Teşekkür için bakanlığıma geldi. Biri kapıyı açtı.
(4:17 - 4:30)
Ben de yerimde oturuyordum. Ben kalktım, ilerledim, o geldi. Sanki böyle 100 yıldır
birbirimizi görmemiş sevgililer gibi sarıldık birbirimize ve ağladık.
(4:32 - 4:54)
Unutulmayacak bir olay. Unutulmacık bir olay. Ve tabii bu arkadaşlığımız devam ettiği, hiç
bitmediği, Ünal öyle bir insandı ki, çevresini, eşini, dostunu her zaman misafir eder, ağırlardı
ve bundan da büyük bir mutluluk duyardı.
(4:55 - 5:15)
Örneğin 8-10 kişilik, çok yakın olduğu bir arkadaşı vardı. Her salı akşamı bizi yemeğe çağırır,
oraya gider, yemeğimizi yer ve günlük Kıbrıs'ın, dünyanın sorunlarını tartışır, konuşur ve
ayrılırdık. Bunu hiç aksatmadı.
(5:16 - 5:52)
Bir de senede bir defa, böyle 40-50 kişilik bir grubu, yine tanıdığı, bildiği, sevdiği, toplum
içerisinde sevilmiş insanları çağırırdı. Bizleri kapıda karşılar, güler yüzle karşılar ve o kadar ki
mutluluğunu anlatmak mümkün değildi. Yani Ünal, gelmiş olduğu noktada, mutluluğu
yaratmış olduğu servetiyle, değeriyle değil, arkadaşlarına saygısıyla, arkadaşlarına
dostluğuyla, defasıyla mutlu olan bir insan.
(5:53 - 6:05)
Müstesna bir insan. Yani bunu anlatırken insan hakikaten duygulanır. Yani ben de diyorum ki,
dünyanın en şanslı insanlarından biriyim.
(6:06 - 6:31)
Neden? Çünkü bu kadar kaliteli bir insanın 60 yıl, 60 yıl aralıksız arkadaşı olmak, aramızda su
sızmadan, birbirimizin dertlerine ortak olmak, çok güzel bir duygu, çok güzel bir olay. Onun
için, yani ben, onun ölümüne hatta kahroldum. Kahroldum ölümüne.
(6:33 - 6:43)
Onun için, o hiç gözlerimin önünde gitmiyor. Hiç gitmiyor ve gitmeyecek. Yani şimdi bile sanki
geliyor diye bir his var içimde.
(6:44 - 6:56)
Sanki uzaktan gelir sesi. Neler yapmazdık, neler eğer alabilseydi o nefesi. Yani Ünal'ı
anlatmak çok zordur.
(6:57 - 7:13)
Çok zordur. Yani diyebilirim ki, Tanrı'nın vermiş olduğu, insanlara vermiş olduğu ne kadar
güzel bir meziyet varsa hepsi onda toplandı. Acılarını, dertlerini hiçbir zaman arkadaşlarına,
yakınlarına hissettirmedi.
(7:13 - 7:23)
Güzellikleri konuştu, şakalar yaptı ama hiç acılarından bahsetmedi. Gözü, gönlü tok bir
insandı. Yardım severdi.
(7:23 - 7:31)
Herkese yardımcı olurdu. Hiç unutmam, bir gece pazartesi beni aradı. Merak ettim.
(7:32 - 7:39)
Hayırdır dedim. Hal hatır sordu. Çarşamba günü gelip seni göreceğim dedim.
(7:40 - 7:49)
Gel dedi. Benim de ihtiyacım var. Çarşamba günü gittiğimde maalesef o gün erken saatlerde
rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı.
(7:49 - 8:11)
Yoğun bakıma alındı. Yoğun bakımda kaldı uzun süre. Ve yoğun bakımdan çıktıktan sonra
hemşiresi sordu kendisine Acapulco'yu özlediniz mi? Evet şeklinde başını öne eğdi.
(8:12 - 8:28)
Başka kimi özlediniz? Ve o soru üzerine benim adımı söyledi. Özel Tahsin dedi. Akan sular
durur.
(8:30 - 8:43)
İşte müfah dostluk arkadaşlık, samimiyet değer işte dünyanın değeri budur. İnsanlık budur.
Benim ismimi söyledi.
(8:44 - 8:53)
Niçin? Geçmişte kendisine görevim icabı bir yardımda bulundum. Yapmam gereken bir şeyi
yaptım. Onunla dost ve arkadaş olduğum için.
(8:53 - 8:56)
Onu unutmadım. Biz de onu unutmadık. Unutmayacağız.
(8:57 - 9:02)
Devamlı konuştuk. Konuşacağız. Hep anarak konuşacağız.
(9:02 - 9:11)
Ağlayarak konuşacağız. Gurur duyarak konuşacağız. Ve bugün yarattığı o eser Kıbrıs Türk
Turizminin yüz akı.
(9:11 - 9:30)
Yüz akı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde öyle bir tesis, öyle bir otel yoktu. Ve Ünal bu
yaratmış olduğu değerlerden ve ulaşmış olduğu seviyeden hiçbir zaman bir pay çıkarmadı
kendisine.
(9:30 - 9:35)
Hep mütevazı kaldı. Hep mütevazı kaldı. Lüks bir arabası yoktu.
(9:35 - 9:48)
Gece yaşantısı yoktu. Köyünden nasıl tertemiz bir insan nasıl çıkmışsa hep onun özünü
korumasını bildi. Özünü korumasını bildi.
(9:48 - 9:52)
Ailesini sevdi. Çevresini sevdi. Arkadaşlarını sevdi.
(9:52 - 10:10)
Ve halkını çok sevdi. Ölümünden sonra binlerce insanın binlerce insanın onun cenazesine
katılıp da ağlaması, dua etmesi onun ne kadar büyük ve saygıdeğer bir insan olduğunu açıkça
ortaya koymuştur. Sadece o değil.
(10:11 - 10:17)
Çok enteresandır. Terasın yanında onun ektiği büyük bir hurma ağacı vardı. Ona gözü gibi
bakardı.
(10:17 - 10:25)
Sanki duygusal bağları vardı. Ve yazın o hurma ağacının yanında oturur. Arkadaşlarını orada
karşılar.
(10:26 - 10:39)
Devamlı o ağaçtan bahsederdi. Denize bakacak olsa bile bir gözü yine hurmadaydı hurma
kıskanmasın diye. Vefat ettikten sonra o hurma ağacı için için erimeye başladı.
(10:40 - 10:44)
Tedavi yaptılar. İlaç verdiler. Ama olmadı.
(10:44 - 10:50)
Sanki o gittikten sonra ağıtlar yaktı. Şarkılar söyledi. Gitme sana muhtacım dedi.
(10:51 - 11:01)
Beni yalnız bırakma dedi. Kısa bir süre sonra onun için gitti. Gerçekten ben ona inanıyorum.
(11:01 - 11:40)
Şu anda yaşasa benim yanımda olsa beni izlese ona 60 yıl boyunca bana kardeşinden öte
göstermiş olduğu yardımseverlik, vefa, ilgi ve dostluktan dolayı minnettar olduğumu
söylerim. Büyük bir saygı duyduğumu söylerim. Diyorum ki madem ki sen olacaktın benden
önce gideni keşke bu kadar çok sevmeseydin beni derdim.
(11:40 - 11:57)
Ona ben her yıl şiir yazarım. Her ölüm yıl dönümünde şiirler yazarım, gazete koyarım.
Ölürken bile yaptıklarını düşünerek öbür dünyaya, cennetine, sevgili eşinin yanına mutlu ve
huzurlu gitmiştir.
(11:57 - 12:07)
Ve eğer bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde toplumunda birçok otel varsa yapılmışsa
örnek o alınarak yapılmıştır.