Bu röportajda yıllarını Acapulco’da geçirmiş Mustafa Büyükertaş, Ünal Çağıner ile yaşadığı unutulmaz deneyimleri, ondan öğrendiklerini ve hayatına kattığı değerleri içten bir dille anlatıyor. Kıbrıs’a ilk adım attığı gün başlayan yolculuğunda, komilikten mutfağa, oradan yönetici pozisyonuna uzanan kariyerinin en büyük şekillendiricisinin Ünal Bey olduğunu söylüyor.
Ünal Çağıner’in hem mutfakta hem işletmede sahip olduğu disiplin, misafir memnuniyetine verdiği önem, her detayı takip eden yapısı ve “hazır ürün istemem, mutfağım üretecek” anlayışı röportajın güçlü temalarından biri. Çalışanlarıyla sadece patron–işçi ilişkisi kurmayan, onlara baba gibi yaklaşan, kriz dönemlerinde bile güven veren bir lider olduğu sık sık vurgulanıyor.
29 yıl boyunca birlikte geçirilen zamanlarda Ünal Bey’in öngörülerinin, iş disiplininin, kriz yönetimi becerisinin ve insana verdiği değerin çalışanları nasıl geliştirdiği anlatılıyor. Pandemi dönemindeki üretim kararlılığı, gençlere verdiği sabır ve çalışma tavsiyeleri, otelin her noktasını adeta ezbere bilmesi ve çalışanlarının aileleriyle bile yakından ilgilenmesi öne çıkan detaylar arasında.
Röportaj, Ünal Çağıner’in yalnızca bir patron değil; bir öğretmen, bir abilik figürü ve güçlü bir karakter olarak bıraktığı derin izleri gözler önüne seriyor.
(0:11 - 0:25)
Rahmetli Ünal Bey'in bacanağı, o zaman FM Müdürlüğü'nde Niyazi Bey ile görüştüm ve beni
o zaman restoranta aldılar, restoran komisi olarak. Ondan sonra mutfağa bulaşıklar verdiler,
iyi ki de vermişler. Şu an bu mevkide olmazdım.
(0:25 - 0:41)
İlk tanıdığımda zor bir insan değildi. Çok inanılmaz bir tecrübesi vardı, inanılmaz ön sezileri
vardı. Çözümsel olarak her anlamda bizi yetiştiren, bize destek veren oydu zaten.
(0:41 - 1:13)
Onunla çalışmak çok zordu, bir o kadar da çok da zevkliydi aslında. Hata yaptığınızda, hatanızı
affetmezdi ama sizi o noktada tecrübelendirirdi, hatanızı düzelttirirdi size ve devam ederdik
biz o şekilde çalışma hayatımızda. Bana göre dünyanın en iyi gurmesidir.
Çünkü yemeği yemesini de bilir, bir de yemek yapmasını da bilir. Bana bütün yemekleri
hemen hemen öğreten o kendisiydi. Otel misafirlerine inanılmaz saygı duyardı, inanılmaz.
(1:13 - 1:32)
Misafirlerin memnuniyeti için her şeyi yapardı, özellikle bize ısrarla üzerinde durduğu nokta
buydu. Şuna önem verirdi, ben mutfağımda hazır ürün istemiyorum, benim aşçılarım
üretecek. Tek tek her şeyi kontrol ederdi, mezesinden salatasına, ana yemeğinden tatlısına.
(1:32 - 1:43)
Yemeği tarif ederek söylerdi, tarif ederdi yemeği bize. Nasıl yapacağımızı anlatırdı, hem
teoride hem de pratikte. Rahmetli bir zamanlar mutfağa da girerdi.
(1:44 - 1:54)
Bambaşka bir duyguyla işe gelirdik. Çalışmak için değil, zevk almak için işe gelirdik biz. 29 yıl
öyle yaşadım ki şu anda çocuklarıyla aynı şeyi yaşıyorum, o ayrı bir şey tabii.
(1:55 - 2:19)
Ben başkasının işinde çalışıyorum mantığıyla veya gözüyle bakmazdım. İnanılmaz bir öz
sezgileri vardı, mutfakta düşünemediğimi, bir gün sonra ne olacağıyla ilgili düşünemedim
veya görmedim, o bir gün önce onları bana söylerdi. Ailemizle ilgilenirdi, onunla ilgili
herhangi bir sorunumuz olduğunda gerçekten bize yardımcı oluyordu o noktada.
(2:20 - 2:37)
Bayramlar'da baba olarak, şey olarak değildi, patron olarak karşılamazdı bizi. Bir kriz
olduğunda şey yapardı, hiçbir şey olmamış gibi, dün ne yaşadıysanız, dün ne yaptıysanız
bugün ve yarın da aynısını yapın. Hiçbir şekilde çekinmeyin, korkmayın.
(2:37 - 2:46)
Zaten kendisi de korkmazdı. Pandemide bugün çoğu insanlar üretim yapmadı. Rahmetli Ünal
Bey tam tersine.
(2:47 - 3:05)
Bahçeye talimat verdi, dedi ki daha çok ekin, biz personelimize dağıtacağız. Oğlum olası sahip
çıkardı. Rahmetli olduğunda ilk bir sene ciddi olarak otelde sırtı dönük yürüyen, ona benzer
çok kişiyi o olarak gördüm, bunu ciddi yaşadım.
(3:05 - 3:18)
Rüyalarıma hala girer, kendisi otelin neresinde ne var bilirdi. Ben hiç unutmam, bir gün
sadece alanın yerini söylediler. Rahmetli dedi ki orada dikkat edin, orada bir kaya var dedi.
(3:18 - 3:28)
Yani tesisin her noktasını, metrekaresini biliyordu. Keşke yani yaşasaydı, daha çok sarılırdım.
Yani onu yapmak isterdim.
(3:28 - 3:37)
Yeni başlayan, işe başlayan genç insanlara şunu tavsiye ederdi. Yani öncelikle sabretmesini
öğreneceksin. Ve çoğun genç insanlara beni örnek gösterirdi.
(3:38 - 3:45)
Mustafa 16 yaşında geldi, bak sabahat etti. Siz de sabredeceksiniz. Gerçekten önemli bir
noktaydı.
(3:45 - 4:01)
Bize de şunu derdi, yeni başlayan personele mutlaka bu tarz telkinlerde bulunun. Benim için
her şeydi, aslında kelimeler anlatılmaz. Çünkü gerçekten onu anlatacak üç cümleyi bir araya
getiremez, kimse getiremez.
(4:01 - 4:20)
Yok, bana göre bir daha dünyada öyle bir insan olur mu? O bakış açısına, o ön sezgileri, ne
bileyim, insanlara karşı olan tutumu, davranışı. Yani hem patronluk, hem babalık, hem abilik.
Hepsini bir arada taşıyordu, bize yaşatıyordu bunları.
(4:20 - 4:28)
Ben buraya geldim de burada sadece otel 300-350 kişilikti. Beraber büyüdük, otelle beraber
büyüdük. Hani işi bırakıp gidesim oldu.
(4:28 - 4:36)
Ama pes etmedim. Çünkü benim önümde büyük bir idol var, bir ekol var. Hani pes etmeyen
bir insanın yanında çalışıyordum ben.
(4:37 - 4:49)
Bence hala o yönetiyor. Hala buradadır. Eğer ki bir iş yapacaksanız, bir yatırımcı olmayı
düşünüyorsanız, rahmetliğin anında bir yıl staj alacaktınız.
(4:50 - 4:58)
Bir yıl yeterdi. Bize ilk zamanlar şey gelirdi. Hani ya işte, ya Ünal Bey niye böyle söyledi ya?
Moralimiz bozulurdu.
(4:58 - 5:03)
Sonra düşünürdük. Yani kendi muhasebemi yapardım. Evet, başıma gelirdi.
(5:04 - 5:12)
Bak ne kadar büyük bir tecrübe edindin derdim. Çünkü evet, doğruyu söylüyordu. Benim
babam, gerçek babam, ben 16 yaşında yanından ayrıldım.
(5:12 - 5:20)
Onda yaşadığım hisleri, gerçek babamda yaşamadım. Çünkü o kadar zaman geçirmedim. Ben
bu kadar hani şey değildim.
(5:20 - 5:27)
Babamla, gerçek babamla bu kadar samimi değilim hissiyat olarak. Yaşadık. Hani şimdi
patronluğunu da gördük.
(5:28 - 5:39)
Patronluğunu gördüğümüz noktalar 3 dakika sürerdi. 3 dakika sonra çağırırdı seni, gönlünü
alırdı. Ama tabii şimdi çocukları da olsa Ünal Bey'e benzemek zor.