Bu röportajda Gemi Kaptanı Metin Toylu, denizcilikte geçen 25 yıllık kariyerinde Ünal Çağıner’le yaşadığı unutulmaz deneyimleri samimi bir dille aktarıyor. Devlet gemisi Canbolatpaşa’da personel olarak başlayan Toylu’nun meslek yolculuğu, geminin özelleştirilip Ünal Bey tarafından devralınmasıyla tamamen yeni bir döneme giriyor. O günden bu yana aynı şirkette görev yapan Metin Toylu, hem kendi gelişimini hem de şirketin büyümesini yakından yaşayan isimlerden biri.
Metin Kaptan’ın gözünde Ünal Bey; çalışanlarını önemseyen, işine sadık, kurduğu şirketi bir aile ortamına dönüştüren bir lider olarak öne çıkıyor. Toylu’nun “ekmek teknemiz” diyerek anlattığı gemi, hem kendi ailesi hem de yüzlerce insanın geçim kapısı hâline geliyor.
Röportaj boyunca sabahın erken saatlerinde rıhtımda gemiyi bekleyen, denizciliğe ve gemilere büyük ilgi duyan, sahada olmayı seven bir Ünal Çağıner portresi beliriyor. Sürekli sorular sorarak detayları öğrenmek isteyen bu meraklı yaklaşım, onun işine olan bağlılığını ve disiplini yansıtıyor.
Metin Kaptan’ın hafızasında yer eden bazı anılar ise röportaja farklı bir sıcaklık katıyor. Ünal Bey’i tanımayan bir yağcı personelin onu gemiye almamaya çalıştığı komik an ve yıllar önce takla atan sevdiği Toros aracının Silifke’de baştan aşağı yenilenip Ünal Bey’e büyük mutluluk yaşatması, hem insani yönünü hem de sadeliğini gösteren özel hikâyeler olarak dikkat çekiyor.
Bu röportaj, Gemi Kaptanı Metin Toylu’nun gözünden; denizcilik kültürü, yıllara yayılan bir çalışma disiplini ve Ünal Çağıner’in bıraktığı güçlü liderlik mirasına dair içten bir anlatım sunuyor.
(0:00 - 0:20)
Gemi personeliydim, kaptan değildim. İlk tanıştığımızda devlet gemisi vardı, Canbolatpaşa.
Ben orada personel olarak çalışıyordum.
Sonra o devlet gemisini özelleştirdiler. Özelleşirken de Ünal Bey şirketi, gemiyi devraldı.
Akgünler şirketini o zaman kurdu.
(0:22 - 0:55)
O kurduktan sonra ben ayrılmadım. Şirkette devam ettim, Ünal Bey'in kurduğu şirkette. 25
yıldır aynı şirkette devam ediyorum.
Kısa kısa derdi, işten kovarken durdurdum seni derdi. İki sefer beni durdurmuşluğu vardır
ama ertesi sabah tekrar arayıp ne yapıyorsun, gel işine devam et demiştir. Ünal Bey zaten
şirkette baba gibi, Allah rızası için razı olsun, yüzlerce insana ekmek veriyor, ekmek yediriyor,
ekmek kapısı.
(0:55 - 1:07)
Biz de gemiyi kendi ekmek teknemiz olarak benimsedik, bizim ekmek teknemiz. Biz de
ailelerimize bakıyoruz. Yani gemide en azından şu anda 30 personelimiz var, 30 aile demek.
(1:09 - 1:23)
Yüzler mutlu geçti, yani 25 sene mutlu geçti öyle diyeyim. Ünal Bey işine sadık bir patrondu.
Biz mesela burada mesai saat 8'de başlardı, biz 7'den sonra girerdik, giriş yapardık.
(1:23 - 1:46)
İlk zamanlar her sabahleyin geldiğimizde Ünal Bey'i ben rıhtımda görürdüm, gezerdi
rıhtımda, gemiyi beklerdi. Meraklıydı yani denizcilere, gemilere, meraklıydı. Çok böyle sohbet
etmezdi, çok soru sorardı.
Soruyu çok sorardı. İşte bu iş niye böyle, bilgi anlamında, bilgi almak için. Öyle, soru sorardı
sadece.
(1:46 - 1:59)
İlk kurulduğu sene Kızaklı deniz otobüsleri vardı, Rus, öyle 100 kişilik falan. Bir gün benim de
tanıdığım bir yağcı var. Şimdi o orada çalışıyor, biz sabahleyin yanaştık buraya.
(2:00 - 2:14)
Ünal Bey de şimdi herkes tanımıyor, tam patron olarak biliyor ama patronun Ünal Bey
olduğunu bilmiyor. Ünal Bey o deniz otobüsüne doğru yürümeye başladı. Benim tanıdığım bir
yağcı arkadaş var, o da orada duruyor, o da biraz şeydir.
(2:14 - 2:49)
Yani gemisine o da sadık, sahip çıkan birisi. Tanımadığı insanı tabii ki gemiye almaz. Ben
arkasından koştum, dedim ki bu Ünal Bey'i gemiye almayacağım.
Tanımıyor çünkü. Korktum. Ondan sonra Ünal Bey merdivenden çıkarken tabii ben
giremedim.
Arkadaşa da işaret ediyorum, çekil diye ama o da beni görmüyor. Ünal Bey'e böyle, amca dur
nereye gidiyorsun? O da dedi, ben duyuyorum ama, arkasındayım Ünal Bey'in. Sen kimsin
oğlum dedi.
Ben burada çalışıyorum, ben yağcıyım dedi. O sırada beni gördü o arkadaş. Çekil çekil dedim
oğlum, patron dedim.
(2:49 - 3:20)
Aferin oğlum dedi, gemi sahibini bile, gemiye almıyorsun, gemiye sahip çıkıyorsun dedi. Öyle
bir anımız var. Oradaki çalışan arkadaş, Ünal Bey'in manalı da koruyor aynı zamanda.
Tabii ki hoşuna gitti yani, onun da hoşuna gitti. Yirmi sene önce falan da herhalde, Ünal
Bey'in biz çok sevdiği toros arabası vardı, çok iyi hatırlıyorum. Çiftlikte çalışanlar herhalde
kaza yapmış, araba bir de takla atmıştı.
Baya bir hasarlı yani, pert denilecek şekilde. Burada çok hani, öyle o zamanlar usta yoktu.
Sanayiye götürdü dedi bunu, Silifke Sanayisi'ni.
(3:20 - 3:46)
Tamam efendim dedim ben de, vekalet işlemlerini aldım. Silifke’de de benim tanıdığım şey
vardı, bir kaportacı. Neyse arabayı gemiye yükledik, götürdük.
Adam bütün parçaları yeni, orijinal değiştirdi, koltuk falan. Araba sıfır araba oldu. Arabayı
gördükten sonra Ünal Bey'in çok mutlu olduğunu gördüm.
İlk defa böyle, arabayı böyle sanki bir oyuncağı gibi, çok hoşuna gitmişti. O da kalanın
anılarından bir tanesi.