Bu röportajda Ünal Çağıner, üniversite yıllarından başlayarak hayatının neredeyse her aşamasına tanıklık etmiş yakın dostu İlkay Kamil’in anlatımıyla hatırlanıyor. Anlatı, gençlik yıllarındaki birlikte yaşanmışlıklardan zorlu iş koşullarına; yoktan var edilen bir girişim anlayışından Acapulco’nun doğuşuna uzanan uzun bir yolculuğu kapsıyor.
İlkay Kamil, Ünal Çağıner’i erken yaşlardan itibaren devlete bağlı bir kariyerden ziyade kendi ayakları üzerinde durmayı hedefleyen, risk almaktan çekinmeyen bir karakter olarak anlatıyor. Ticaretle başlayan bu yolculuk, acentecilikten plaj işletmeciliğine, oradan da Acapulco’nun temellerinin atılmasına kadar adım adım ilerliyor. Ünal Çağıner’in hiçbir aşamayı hazır bulmadığı, her şeyi en başından, emekle ve sabırla kurduğu özellikle vurgulanıyor.
Röportajda Acapulco, yalnızca bir turizm yatırımı olarak değil; emeğin ve fedakârlığın bizzat yaşanarak öğrenildiği bir alan olarak anlatılıyor. İlkay Kamil’in tanıklığında bu anlayış, Ünal Çağıner’in çalışma biçimi üzerinden somutlaşıyor. Kendisini hiçbir zaman işin dışında konumlandırmayan Çağıner’in bungalovların temelinde bizzat çalıştığı, çoğu zaman gecelerini tesisin içinde geçirdiği aktarılıyor.
İlkay Kamil’in tanıklığı, Ünal Çağıner’i sadece bir iş insanı olarak değil; istihdam yaratmayı, üretimi ve ülkeye katkıyı temel ilke edinmiş bir vizyoner olarak ortaya koyuyor. Onun ardından geriye kalan şeyin, kurduğu tesislerden çok, bıraktığı çalışma ahlakı, cesaret ve örnek bir duruş olduğu hissi güçlü biçimde aktarılıyor.
(0:00 - 0:18)
Ünal Bey'i tabii ki Ünal'a anlatmak kolay değil, onu size peşinden söyleyeyim. Ünal çok dolu
dolu bir insandı. Buradaki küçüklük arkadaşlığımızdan, yakınlığımızdan sonra esas
birlikteliğimiz üniversite yılları oldu.
(0:21 - 0:29)
Üniversitede yıllar boyu aynı odayı paylaştık. Aynı yerde yemek yedik. Bütün günlerimiz
beraber geçiyordu.
(0:31 - 0:52)
Çok yakınlık, çok iyi dostluk ve diyebilirim ki kardeşten öte bir yakınlığımız vardı. Hemen
hemen sabahın sekizinden dokuzundan, gecenin yatış saatlerinden 10'a 11'lere, 12'lere
kadar zamanımız hep birlikte geçti. Derslere beraber çalıştık.
(0:53 - 1:06)
Ünal bir sene önce Kıbrıs'a geldi benden, mezun oldu. Ünal buraya geldiğinde de çok zor bir
bölüm bitirdi Ünal. Maliye bölümü, siyasal da bayağı zor bir bölümdü.
(1:07 - 1:17)
Ama Ünal çok zeki bir arkadaşımızdı. Hiç takılmadan dört yılda bitirip geldi. Ünal'ın hedefi
devlette memur olmak değildi.
(1:17 - 1:49)
Ünal kendi başına iş kurup, o zamandan beri bu son günlerde bildiğimiz Ünal'ın düşünceleri o
zamanda vardı. Ünal kimsenin beraber emri altında çalışmaktan çok, küçük de olsa bir şey
kurup o işleri sürdürmek, o kuracağı işlerde büyüyerek kendini tanıtmak, böyle düşüncelere
sahip bir kişiydi. Dolayısıyla devlette iş bulamadığı için o dönemlerde, düşünmemesine
rağmen bir ara düşündü tabii.
(1:50 - 2:03)
Olmadığı dönemlerde kendi başına köyde bile küçük bir iş yerinde babasının büyük bir bakkal
dükkanı vardı. Onun da yan tarafında küçük bir yerde ticaret yapmaya başladı. O zamandan
beri bir ticaret dinleti vardı Ünal'ın.
(2:05 - 2:23)
Bu şekilde günleri geçti. Daha sonra İngiliz üslerinde, meteoroloji lehresinde iş buldu, göreve
başladı. Her gün küçük bir Volkswagen arabayla her gün Limassol'dan Larnaka'ya bu işlere
göreve gidip geldi.
(2:24 - 2:43)
Yıllarca gitti, aylarca gitti ve 74 Barış Hareketi'ne kadar devam etti bu şekilde. 74 Barış
Hareketi'ne birlikte tabii ki diğer Kıbrıslı Türkler gibi o da Limassol'da esir kampına gitti.
Orada diğerleriyle beraber belli bir süre kaldı.
(2:44 - 2:56)
Bir karışıklıklı iki anlaşma süretiyle de esirler takas edildi. Biz insanlarımızı buraya getirmeye
başladık. Buradan da Rum esirleri Rumlara göndermeye başladık.
(2:56 - 3:12)
Ve bilahare Limassol'dan gelen insanlarımız Girne'ye yerleştirildi. Ve işken dönemleri bayağı
sancılı oldu. Bu sancılı dönemde, işken dönemlerinde Ünal geçici olarak devlete görev yaptı.
(3:12 - 3:28)
Çağırdılar yani, istediler, ısrar ettiler. Çünkü o zamanlar gerçekten şimdiki kadar çok okumuş
eğitimli üniversite mezunlarımız sayısı bu kadar çok değildi. Ve bölgeyi bilen, insanları
tanıyan insanlar arasında bu da o göreve talip olmadı.
(3:29 - 3:37)
Bu göreve getirildi. Ve işken edilmelerine katkıda bulundu, yardımcı oldu. Tanıdığı insanların
oradaki durumlarını bildiği için.
(3:38 - 3:54)
Çok uzun süre bu görevde çalışmadı. İşken bitince Ünal tekrar eski düşüncelerine döndü. Ben
kendimi düşündüğüm şekilde bir hayat çizerek yürüyeceğim dedi.
(3:55 - 4:24)
Neydi bu? Kendi başına bir iş kuracaktı. Ve o zaman eski belediyenin yanında küçük bir ofis
alarak orada ticarete başladı Ünal. Bugün Türkiye'den gelen bütün gıda maddelerinin çoğunu
Ünal o zaman kendi başına Türkiye'de yaptığı anlaşmalarla, hepsinin bayilerini alarak Kıbrıs'a
getirmeye başladı.
(4:24 - 4:37)
O şekilde başladı ve bu arada tabii ki Ünal ile biz bu şeyde sık sık, hemen hemen her gün
görüşmelerimizi devam ediyorduk. Ben her gün dairemden çıkıp eve gitmeden Ünal'a
giderdim. Oturduk, kahve içerdik, konuşurduk.
(4:37 - 5:05)
Bana düşüncelerini anlatırdı. Ben onunla düşüncelerimi, görüşlerimi söylerdim. Tartışırdık.
O zaman kızardım da, bunu yapma, bunu yapma falan dediğim halde, sen merak etme ben
bunu düşünerek yapıyorum dediği gün de çok olurdu. Sonuçta tabii birbirimizin iyiliğini
düşündüğümüz için tartışmalarımız olurdu bu şekilde. Ünal bu çalışmaları yaparken bir gün
dedi ki bana, bak bu ülkenin geleceği turizmdir.
(5:08 - 5:20)
Ada ülkelerinin kurtuluşu turizme bağlıdır. Burada turizmin gelişmesi, turizm yapılması için
bütün her şey, aranan her şey var, mevcuttur. Denizimiz var, güreşimiz var, havamız var.
(5:21 - 5:30)
Bir tek eksiğimiz nedir? Bu insanları bulup getirme, bu ülkeyi tanıtma. Ben bunu başaracağım
dedi. Yahu dedi ki Ünal uğraşma sen işte işini vurduk, devam et.
(5:31 - 5:41)
Hiç merak etme ben bu işi yapacağım. Ve olduğu yerde diğer işlerin yanında turizm yapmaya
da başladı. Ne yapıyordu? En düşük şeyden başladı.
(5:41 - 5:56)
Ünal bilet kesti, acenteli kaldı. Yani insanların gidiş gelişlerini şey etti. Daha sonra Türkiye'deki
turizm, büyük turizm, ETS gibi, bu tür büyük turizm şirketleriyle anlaşmalar yaptı.
(5:56 - 6:16)
Bu şirketlerle yaptığı anlaşmalar üzerine onlar buraya devamlı sürekli önceleri Türkiye'den
uçak dolu, özel uçaklarla kiralanmış uçaklarla turist getirmeye başladılar. Gemilerle geldi,
uçaklarla geldi. Ünal bu gelen turistleri otellere yerleştirerek bu acenteliği geliştirmeye çalıştı.
(6:16 - 6:34)
Ve uzun sürede bunu yaptı. Tutundu. Acapulco ismini tutundu.
O zamandan koydu Acapulco'yu. Acapulco ismini, bu turizm işlerinin başlarında Acapulco
Turizm ismini koydu. Giderek büyüyünce yeterli bulmadı bunlar.
(6:34 - 6:41)
Çünkü hep yarınları düşünen bir adamdır bu yavrum. Özelliğiydi bu. Yalnız yarın değil,
yarından sonra hakkını da düşünürdü.
(6:43 - 6:54)
Bu kadar ileri görüştüğü bir çocuktu gerçekten. Uygun bir yer aradı. Günlerle bu sahilleri
küçük bir arabasıyla ta tatlı sulara kadar gidip geldi.
(6:55 - 7:04)
En son şimdi kullandığı Acapulco'yu, burasını çok beğendi. Bunu nasıl alabilir diye düşünürse
başvurdu. Her tarafa başvurdu.
(7:05 - 7:16)
Önce plajı kiraladı burayı, bu aracıyı kiraladı. Ve uzun süre yalnız plajı çalıştırdı. Çünkü burada
Rum'dan sonra kalan bir tek bu binanın çok eski bir hali vardı.
(7:16 - 7:30)
Köhneleşmiş, yıkılmaya yüz tutmuş. O zamanın mimarları, şehircileri gelip burayı kontrol
ettiklerinde bu binanın ayakta kalması, otel olması mümkün değil. Bunun yıkılması lazım diye
rapor verdikleri halde.
(7:30 - 7:58)
Ünal başka yerlerden getirdiği adamlarla buranın sağlam olduğunu, buranın kullanılabilir
olduğunu düşünerek burasını yıktırmadı. Ve her gün tadilatları, tamiratlarını ilaveleriyle
beraber hemen sonuca gelmiyor da sonuçta bu halleri getirilmesine neden oldu. Plajı
çalıştırdığı dönemlerde Ünal günlerce, haftalarca, hafta sonları bile bu plajda kola satarak
gününü geçirdi.
(7:58 - 8:04)
Büfede bir şeyler satarak gününü geçirdi. Hiçbir şey yoktu burada. Sadece gelen insanlar
denize giriyordu.
(8:05 - 8:12)
Onlar işte kolası, dondurması, çubuğu falan sattı burada. A'dan başlayarak yükseldi. Onu
anlatmaya çalışıyorum.
(8:12 - 8:22)
Bir anda hazır bulup da gelip konmadı Ünal'da. Bugünlere öyle çok basit gelmedi. Emekliye,
emekliye, A'dan başlayarak geldi.
(8:23 - 8:31)
Sonuçta bu da yeterli olmadı tabii. Kocaman bir plaj, gelen giden bu kadar insan. Turizmden
ben insan getiriyorum, otellere yatırıyorum.
(8:31 - 8:36)
Niye ben yatırmayayım? Havasına girdi. O düşüncelere girdi. Ben bir otel yapmam lazım dedi.
(8:37 - 8:42)
Ama otel yapacak durum da yoktu. Kolay değildi. O günün şartları da öyle bir kaynağı da
yoktu.
(8:43 - 9:00)
Bugünkü gibi kredi almak olan hakları da yoktu. Bunlar kolay değildi yani. Dolayısıyla
düşündü ve az da olsa kredi almak için devlete başvurdu.
(9:03 - 9:24)
Hükümetteki arkadaşlarımız, bu girişken arkadaşın, bu iş yapmak isteyen arkadaşın işine
yardımcı olmak için taleplerini yerleştirdikçe çare aradılar, ürettiler. Bir yerden çok fazla bir
miktarda değil, çok düşük bir miktarda. Rakamını tam hatırlamıyorum ama 20-30 milyon
liralık bir paraydı herhalde.
(9:26 - 9:40)
Kredi çıkardılar buna. Onunla ilk Banglalıkların temelini attık. Bütün arkadaşlarımızla beraber
hep geldik, elimizde küreklerle kemerini harç koyduk.
(9:41 - 9:48)
O günü hiç unutmaz, kendi de unutmaz resimlerimiz var. Her şeyde o resimleri getirir
görürdük burada. Kendi getirir her şey tabii.
(9:49 - 10:03)
Onlar bittiğinde Ünal rahatladı. Yani hedefine ulaşmak için bir adım attığına inandı o gün. O
Banglalıklar kapasite neyse devamlı suretle doldu.
(10:04 - 10:11)
Hoşuna gitti, sevdi, beğendi bu işi. Daha büyük hedeflere yöneldi. Ve artık kendisini
Acapulco'nun içine gömdü.
(10:11 - 10:18)
Bu şekilde. Evini bile ihmal etmeye başladı. Evine gitmediği günler geceler olurdu.
(10:18 - 10:25)
Burada yapılan işlerin başında durmak için. Ben hatırlarım. O zaman ayrıca çok yakın
görüşürdük tabii.
(10:27 - 10:33)
Ben eşimi alırdım, Ünal'ın evine girerdik. Eşimi oda bırakırdım. Araba binerek Ünal'a
gidiyorum.
(10:33 - 10:45)
Bunlar tek başına yukarıda küçük bir şey vardı. Restorant. Eskiden galiba.
Çok küçük. Orada tek başına oturduğu günleri ve geceleri çok hatırlarım. Orada otururduk.
(10:46 - 10:50)
İki kişi bir masada. Hiçbir şey de yoktu. Bir de şöyle bir ateş yanardı.
(10:50 - 11:01)
Bir şeyler anlatardı. Oturduk orada bir şeyler yer içirdik falan neyse. Zaman geçirdik ve ben
onu ta ikna edip de eve getirelim beraber diye saat 12'lere 1'lere kadar oturdum.
(11:01 - 11:05)
Çok geceler oldu. Dinlemek zorundasın Ünal. Ünal çünkü yalnızdı o zaman.
(11:07 - 11:18)
Anlattığı her şeyi doğru olduğunu kabul etmeme rağmen imkansız olan şeyleri de
görüyordum ben. Onlardan vazgeçirmeye çalıştığımız zaman ısrarlı vardı. Bu düzelecek, bu iş
olacak.
(11:20 - 11:33)
Yani inadını nasıl sonuçlandıracağını hep böyle düşünürdü. Hani böyle günlerimiz de oldu.
Sonuçta tabii Ünal'ın işleri iyi gitti.
(11:34 - 11:37)
Denizciliğe başladı. Denizciliği düşündü. Yeterli bulmadı.
(11:38 - 11:50)
Yani hayatı boyunca bunu yaptım yeter bana demeyen bir karaktere sahipti. Yani ticaretten
başladı, yeterli görmedi. Acenteye başladı, yeterli görmedi.
(11:51 - 12:11)
Plaj aldı, yeterli görmedi. Otel şeyine geldi, yeterli görmedi. Daha da istedi.
Neden? O zaman ben bir şey takdir ettim Ünal'a. Bizim ülkemizin insanları, dikkat ederseniz,
çok parasız olan insanlarımız vardı. Maalesef bir teki çıkıp böyle bir yatırım yapmadı.
(12:12 - 12:25)
Ne yaptılar en çok? Büyük marketler açtılar, büyük bilmem neler açtılar. Ama toplumun
genelinde... Mesela istihdam yaratacak kaynak burasıdır. Ben hatırlıyorum.
(12:25 - 12:48)
Ünal yaz girişinde bir gün bu dıştaki balkonda otururken bana dedi ki, yaz girişi var, 400 genç
çocuk istiyorum, ilan ettim, çalışma dairesinde verdim. Hiç kimse müracaat etmedi bizim
insanlarımızdan. Bizim insanlarımızdan bir kişi gelmedi.
(12:49 - 12:57)
Dışarıdan gelen, başka yerlerden gelen insanlar vardı. Onlar geliyor. Nasıl oluyor? Olabilir mi
bu kadar insan işsiz dolaşıyor falan? Gelmiyorlar diyor ya.
(12:59 - 13:09)
Tam konuşurken müdürü geldi. Ünal Bey dedi, bugün LAPTA'dan bir elektrik teknisyeni geldi.
Yerli doğma büyüme LAPTA'lı.
(13:10 - 13:13)
Elektrik teknisyeni. Ne yapalım dedi. Hemen başladın dedi Ünal.
(13:15 - 13:22)
Ölmek istemiyor musunuz dedi. Hayır hayır, hemen başladım dedi. Şimdi bana döndüğü
vakitte ilk defa bir kişi geldi dedi bana.
(13:23 - 13:31)
İlk defa bugün içerisinde birisi geldi, iş üstüne gidiyor. Hemen başlattı. Bir ay sonra tesadüfen
gene buraya geldim de.
(13:32 - 13:42)
Ne dedi bana biliyor musun? Hatırlar mısın dedi, bir çocuk geldi bugün bir gün buraya, bir
elektrik testine hemen başlattık işte. E hatırlıyorum dedim. O çocuk bugün işten ayrıldı dedi.
(13:42 - 13:55)
Niye dedim? Adam gitmiş demiş ki, ben demiş saat 8'de gelip de gece 8'e kadar görev
yapmam, çalışmam dedi. Koydu şeyi, kaçtı diyor. Ha bugün şimdi binlerle insan çalışıyor
burada.
(13:56 - 14:06)
Ve Ünal'ın en büyük özelliklerinden biri, bu çalışanlara burası bir okul gibi, okul gibi
gösteriyor. Okul gibi eğitiyor. Ben gözümle gördüm.
(14:06 - 14:15)
Garsona eğitiyor ya. Onu öyle yapmayacaksın, böyle yapacaksın diyor. Yani işini böylesine
seven bir insan, garsonlara eğitiyor.
(14:15 - 14:22)
Müdürlerin nasıl görev yapacak, neler yapacak, nasıl temaslar kurulacaklar. Onlara eğitiyor.
Bu özel bir şey.
(14:23 - 14:32)
Ben yanında çalışan müdürlerden çok dinledim. Biz burada diyor, bize patron muamelesi
yapma diyor, Ünal Bey diyor. Bizi öyle eğitiyor burada diyor.
(14:34 - 14:44)
Oturduğu yerde diyor, buradan çıkmıyor, kapılık oluyor ama dünyanın öte tarafını görüyor
diyor. Zaten onun da yapış dediği buydu. Gençler görmesi lazım diyor.
(14:45 - 14:57)
Her şeyin, her işin devletten biteceğine inanmamaları lazım diyor. Herkes kendine düşen,
yapabileceği çapı neyse o şeyini geliştirmesi lazım diyor. Örnek alsınlar diyor.
(14:57 - 15:03)
Biz geldik diyor buraya, ben geldim diyor. Örnek alsınlar diyor işte. Ben nereden başladım?
A'dan başladım, Z'ye kadar geldim diyor Ünal.
(15:04 - 15:15)
Onlar da yapabilirler. Ama çalışmaları lazım, fedakarlık yapmaları lazım. İlle de devlete
gireyim, oturayım, maaş alayım diyen insan bu ülkenin insanına ve devlete bir katkı koyamaz.
(15:16 - 15:26)
Bu çok önemli bir şeydi. Ünal benim için gerçekten çok girişi, çok acı. Çünkü hemen hemen
her gün gördüm.
(15:26 - 15:38)
Gece saat 11'de yatmaya çıktığımda beni arardı ya. Neredesin diyor, kaç gündür? Bir gün
önce, iki gün önce beraberdik burada mesela. İki gün önce, yarın diyor bir konu var
görüşelim, bir şey yoktu aslında.
(15:38 - 15:48)
Çıktım da buraya geldim, ne var bir şey yok. Oturup işte bir yere girdik, bir şey içerdik.
Arkadaşları toparlayalım, yarın akşam, öbür akşam bir araya gelelim.
(15:48 - 15:57)
Biz 5-6 kişilik bir grup hep gelirdik ve eskileri görüşürdük. Eskileri konuşurduk, zevk alırdık.
Herkes hatırlardı, anılarını hatırladı.
(15:57 - 16:14)
Ünal'ı son, en son görenlerden biriyim ben. Ona ben çok söyledim. Ünal, ilk rahatsız olmayı
hissettiği günlerde dünyanın herhangi bir ülkesinde, herhangi bir hastanesine gidip
bakınabilirdi.
(16:14 - 16:19)
O imkanları vardı. Hiçbir yere gitmedi. Kendine hiç bakmadı o dönemlerde.
(16:20 - 16:41)
İşte şu an kızı ve oğlunun özellikle kızının ısrarlarıyla kendini kontrol altına aldı. Biraz bakımını
onlar aldığı için yaşamına bir düzen getirdiler ama artık biraz geç oluyordu şey. Ünal'ın en
güzel şeyi, bir kere ailesini çok severdi.
(16:43 - 16:55)
Çocuklarını çok severdi. İçim ve dima, onlar onun için olmazsa olmazlarından biriydi. Nitekim
onlara görevleri devrederken içi çok rahattı.
(16:56 - 17:13)
Özellikle içime çok güveniyordu. Dima bu ülkeye en çok turist getiren, taşıyan, bulup getiren
bir konuma geldi. İçim, otel idaresi, denizciliği, her şeyi yöneten üniversite.
(17:14 - 17:26)
Bütün bunlar Ünal'ın bilmeyen ısrarlı çalışmalarının sonucuna ortaya gelen bir şey. Sonuçtur.
Nereden nereye geldi.
(17:27 - 17:42)
Ama şimdi ben inanırım ki Ünal'ın gözü hiç arkada kalmadı. Çünkü gerçekten çok iyi
yetiştirdiği çocukları, onun bıraktığı yerden çok çok ileriye götürüyorlar şeyi. Ben o yönüyle
her ikisini de hakikaten kendi çocuklarım gibi severim.
(17:44 - 17:52)
Onları yürekten kurtarım. Çünkü babalarına tam layık iki evlat oldular. Toruncukları çok iyi.
(17:52 - 17:56)
Küçük torununu çok severdi. Daha küçücüktü. Küçük torunu kızınındı.
(17:58 - 18:07)
Dimağ'ın kızına. Bir gün demiş ki, Ünal anlatıyor bana bunu. Dedem diyor bana çiftliği versin,
demiş.
(18:08 - 18:24)
Oteli de sana versin. Çünkü o küçük çiftliğe meraklıydı. Çiftliği, hayvanları, şunları.
Onlar çok sevdi. Anlamadı tabii öteki. Ne için çiftliği? Yok yok, ben çiftliği alacağım demiş o.
Kendi anladı bunu.
(18:24 - 18:30)
Çocuklar hep o küçükler. Bu işe girmek için şey yapıyorlar. Düşünebiliyor musun? Bu güzel bir
şey.
(18:31 - 18:40)
Onu alır götürürdü, çiftliğe götürdü arabayla. Orada hayvanları görürdü. Ekilen, biçilen,
fabrikası, sütleri, şunlar bunlar.
(18:41 - 18:49)
Çocuklara güzel örnekler olurdu. Çok özel bir insan. Çok özel bir insan derdim.
(18:49 - 19:00)
Benim için çok özel bir insandı. Tek kelimeye sığdıramam onu gerçekten. Çünkü yaptıklarımı
düşündüğümde bu ülkeye bir tek kelime sığmaz.
(19:01 - 19:25)
Kıbrıs Türk toplumuna herkesin örnek alması gereken güzel bir miras bıraktı. Ve ben diyorum
ki bu örnek olsun bizim iş adamlarına, iş sahiplerine. Bizim insanlarımızın artık bunun benzeri
olmasına bile ve buna benzer girişimlerle bulunmalarını, bu ülkenin gençlerine istihdam
kaynağı yaratmalarını.
(19:26 - 19:31)
Çünkü Ünal'ın en büyük arzularından biri bu. 2-3 bin kişiler çalışıyor burada. Kolay değil.
(19:34 - 19:42)
Ünal siyasetin içine girmeyi hiç düşünmedi normalde. Ama bir köşesinden girdi. Mecbur
edildi.
(19:42 - 19:56)
Yani mecbur edildi, çağrıldı, görev aldı bu ülkte o zaman. Bir dönem Ulusal Birlik Partisi ilçe
başkanlığını yaptı. Ünal'ın ilçe başkanı olduğu dönemde 1990 yılında ben politikaya girdim.
(19:58 - 20:09)
Ben burada 17-18 sene kaymakamlık yaptım. Oradan 90 yılında siyasete girdim. Siyasetle
beraber yaptık.
(20:09 - 20:19)
Yani siyaset döneminde de bir beraberliklerimiz oldu. Örgütlenme konusunda büyük, çok
başarılıydı. Bütün köy örgütlerini yakından tanıyordu.
(20:19 - 20:35)
Herkes de ilgileniyordu. Ve o zamanlar gerçekten partiyi çok sınıf atlattık biz. Yani o kadar
diyaloğu iyiydi ki herkesin derdini dinleyip, derdine çare olmak için günlerce kapıları
dolaştırdık ben iyi hatırlarım.
(20:35 - 20:41)
Sorunlarını çözdü. Sıkıntılarını giderdi. Yapabileceği ne varsa, elinden gelen ne varsa yaptı.
(20:41 - 20:49)
İnsanlarla diyaloğu çok iyiydi. Burada otururken günde belki 50-60 kişi her gün ziyaretine
gelirdi. Oturur görüşürdü.
(20:49 - 20:55)
Bütün köylerden insanlar buradaydı. Başa arayan gelirdi. Köylerde herkese söylediği bir şey
vardı.
(20:56 - 21:01)
Ürettiğiniz ne varsa buraya getirip satın. Bırakın burada paranızı alın gidin dedi. Bu çok güzel
bir şeydi ya.
(21:02 - 21:09)
Ben burada otururken adamın birisi, yaşlı bir adamcık geldi. Sepetin içine incir getirdi. İncirim
var dedi.
(21:09 - 21:14)
Çağrı şeye götürün. Adamın şeyi neyse ödeyin, gönderin. Çok yaptı bunu.
(21:16 - 21:24)
Köylerden peyniri kendi çıkarıyor. Ama özel şeyler yapılırdı. Kendi üretimi adam kendi karısı
hanımıyla beraber üretti.
(21:24 - 21:29)
Onları getirdi. Onlar ihtiyacı olmasına rağmen alıyordu onları. Yani bir katkısı olsun.
(21:29 - 21:33)
Yapardı bunları. Ne yazık ki günahı kaybettik. Aramızdan ayrıldı.
(21:34 - 21:47)
Yani biraz önce bahsettiğim gibi bunu tekrar etmekte de yarar görüyorum ben. Bu tür
işletmelere, bu tür insanlara, bu tür iş adamlarına ihtiyacımız var. Hiç kimse çok parası var
diye beraber götürecek değil.
(21:48 - 22:04)
O parayla geride kalanlara, bu ülkenin insanlarına faydalı olabilecek bir takım işler,
girişimlerde bulunsunlar. İnsanlara faydalı, yararlı hizmetler versinler. Ünal yoktan var eden,
kendisini yoktan var eden bir kişilere sahipti.
(22:05 - 22:19)
Sıfırdan başlayıp belli noktaya geldi. Ünal'ın önemli bir konusunu da anlatayım size. Kıbrıslı
Kayaolları battığında uzun süre Kıbrıslı Kayaolları'nın tekrar canlandırılması için çok çalışmalar
yapıldı bu salonlarda.
(22:20 - 22:35)
Ben de katıldım bu salonlardaki çalışmalara. Yani benim görevim değildi ama burada
olduğum için otururdum orada. Belli bir noktaya geldi.
İş adamlar da geldi. Belli bir noktaya kadar geldi. Herkes şu kadar katkı yapacak, bu kadar
yapacak.
(22:35 - 22:51)
Yani neredeyse oldu olacak şekilde. En çok istediği ve görmek istediği bir olaydı bu. Kıbrıs
Türk Kayaolları'nın canlanması, kendi uçağımızın olması, bize ait bir uçak olması hayaliydi.
(22:51 - 23:12)
Tekrar canlanması. Son oldu olacak dediğimiz günlerde ansızın vazgeçildi. O bunu çok üzdü.
Çok üzüldü. Gerçekten. Yani katkılar, herkesin ne kadar katkı yapacağı, ona kadar anlaşma
yapıldığı halde bir ne olduğunu anlayamadığım bir şeyden dolayı birkaç kişi geri çekilince
vazgeçildi bu iş.
(23:12 - 23:32)
O çok büyük bir acı oldu onun için. Hepimiz için. Bu ülkenin de gaybıydı o. Çünkü bu ülkenin
ihtiyacı vardı gerçekten.
Kıbrıs Türk Kayaolları'nın yeniden devreye girmesi bu ülkeye insanın en büyük kazancı
olacaktı. Olmadı. Daha değişik turistler de, bu ülkeye sadece turist olarak gelecek olan
insanlara da ihtiyacımız olduğunu da söylemek lazım.
(23:33 - 23:51)
İşte Yunan'ın yaptığı buydu. Bugün Dima'nın yaptığı da budur. Almanya'dan turistler gelir.
Denize gelirler. Kış turizmi başlattı. Dima daha da aşmaya çalışıyor ve inanıyorum ki aşacak
da.
Gençtir. Genç halde buldu, kaynağı buldu ve yürütüyor. Çok da güzel başarıları var.
(23:52 - 24:06)
İçim aynı şekilde. Ben gerçekten beğeniyorum, takdir ediyorum. Yapmaları gerekenler budur.
Şimdi bunların çocukları büyüyor. Hepsi gelecek. Onlar da bu şeyi daha da ileriye götürmek
için gayret gösterecekler.
(24:07 - 24:50)
İnanıyorum ki Acapulco ismi, bu isim dünya durdukça da burada var olacak. Yunan'ın adı da
her zaman Acapulco ile birlikte anılacak. Bu güzel bir şey.
Yunan gibi bir dostumuzun olduğu için gerçekten biz çok mutluyuz. Bazen arkadaşlarla
beraber bir araya geldiğimizde, eski günlerimizi konuşurken, tabii ki Ünal Başrolde her
konumuzun içindeydi. Konuşuruz, dertleşiriz, üzülürüz ama yapacak bir şey yok.
Allah rahmet eylesin diyoruz. İnşallah orada bu yapılanları, kendi için konuşulanları, bu ülke
insanla yaptıkları konuşulur. O da duyar.
(24:51 - 24:53)
Ve ruhu şad olsun diyoruz Yunanistan.