Göçle başlayan bir hayat, mücadeleyle kurulan bir gelecek İçim Çağıner Kavuklu, 1974 sonrası göçün, savaşın ve ailece yaşanan zorlukların hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Ünal Çağıner’in yokluklardan, esaretin ve yeniden başlamanın içinden geçerek güçlü bir irade ve üretim anlayışı geliştirdiği vurgulanıyor.
Ailenin merkezinde anne-baba dengesi ve güçlü bir değer dünyası Röportajda, annenin aileyi ayakta tutan birleştirici rolü ile Ünal Çağıner’in mücadeleci ve vizyoner karakteri birlikte ele alınıyor. Çocukların yetişmesinde eğitime verilen önem, aile bağları, güven duygusu ve özellikle bir babanın kız evladına verdiği desteğin hayat boyu nasıl bir özgüven yarattığı samimi örneklerle aktarılıyor.
Ünal Çağıner’in girişimcilik ruhu: Turizm, denizcilik ve ülke kalkınması İçim Çağıner Kavuklu, babasının turizmi Kıbrıs için yalnızca bir sektör değil, ülkenin kaderini etkileyen stratejik bir alan olarak gördüğünü anlatıyor. Akgünler Turizm, Akgünler Denizcilik, kargo taşımacılığı ve Acapulco yatırımlarıyla Ünal Çağıner’in yalnız kendi şirketlerini değil, ülke ekonomisini büyütmeye çalışan bir vizyon taşıdığı açıkça ortaya konuyor.
Acapulco’nun kuruluşu: Bir otelden öte, adım adım büyüyen bir yaşam eseri Bu anlatıda Acapulco, yalnızca bir turizm tesisi değil, Ünal Çağıner’in emeği, sabrı ve hayal gücüyle büyüttüğü “üçüncü evladı” olarak tarif ediliyor. Tatil köyü konsepti, kongre merkezi, aqua park, çocuk odaklı yatırımlar ve hizmet kalitesine dönük üretim modelleriyle Acapulco’nun Kıbrıs turizminde öncü bir yere nasıl taşındığı ayrıntılarıyla dile getiriliyor. İnsan yönetimi, kriz anlarında liderlik ve çalışanlara bağlılık Röportajın en güçlü damarlarından biri, Ünal Çağıner’in liderlik anlayışı. Kriz anlarında panik yerine çözüm üreten, hata yapanı dışlamak yerine yetiştiren, çalışanlarını yalnız bırakmayan ve istihdamı bir sorumluluk olarak gören bir yönetici portresi çiziliyor. Pandemi dönemi ve denizcilikte yaşanan zor anlar üzerinden onun sakinliği, öngörüsü ve insan merkezli yaklaşımı örnekleniyor.
Geleceğe bırakılan miras: Eğitim, sürdürülebilirlik ve doğru yolda kalma kararlılığı İçim Çağıner Kavuklu, babasından devraldıkları en büyük mirasın yalnız işletmeler değil; ülkeye hizmet etme bilinci, çevreye duyarlılık, üretime sadakat ve doğru yoldan ayrılmama ilkesi olduğunu söylüyor. Su arıtma, geri dönüşüm, güneş enerjisi, yerli üretim ve eğitime yatırım gibi adımların; bugün aile ve yeni kuşaklar tarafından aynı anlayışla sürdürüldüğü güçlü bir şekilde ifade ediliyor.
(0:00 - 0:11)
Ben Doktor İçim Çağaner Kabuklu. Limasol'da doğdum. 1974 yılında Mutlu Barış Harekatı ile
birlikte Limasol'dan Girne'ye göç ettik.
(0:12 - 0:27)
Bu göç döneminde rahmetli annem çok büyük ve diğer anneler gibi çok büyük sıkıntılar çektiler.
Çünkü babam esirdi, esir olarak kalmıştı savaşta. Ardından da Yücelttepe Üniversitesi'nde
Ortodonte Anabilim Dalı'nda doktora yaptım.
(0:27 - 0:38)
Bu doktora süresince kızım oldu. Su dünyaya geldi. Rahmetli annem hep sunun bakımını
üstlendi ben doktorama devam ederken.
(0:38 - 0:51)
Akademik kariyerime devam etmek istiyordum. Ama şöyle bir düşündüm, devam edersem kızım
Ankara'da tüm aileden uzak bir şekilde yetişecekti. Aslında kızım için döndüm diyebilirim.
(0:52 - 1:03)
İyi ki de dönmüşüm. Kıbrıs'a geri döndükten sonra önce muayenehane açtım. 2016 yılına kadar
Ortodonte Dalı'nda hizmet verdim hastalarımıza.
(1:03 - 1:25)
Hepsine de keyifle baktım. O dönemden çok mutluyum. Ancak diş hekimliği yaparken tabii ki
ortodonte uzmanım olmamdan dolayı da öğleden sonra kalan zamanlarda babamın işleriyle,
babamın girişimci ruhu olan bir babanın kızı olarak işlerin ucundan tutmaya karar verdim.
(1:25 - 1:36)
İşte tam o dönemde Akgünler Denizcilik kuruluyordu. Ben de Akgünler Denizciliği'nin
kuruluşundan itibaren babamın yanında oldum. İyi ki olmuşum.
(1:37 - 1:47)
İyi ki bu sektöre girmişiz. Benim için çok büyük bir hayat okulu oldu. 2016 yılında annemin
vefatıyla çok sarsıldım.
(1:47 - 1:59)
Acapulco Tatil Köyü'nün bir rezorta dönüşmesi döneminde de babamın yanında durdum. Daha
çok yapılanma ve inşaat alanında faaliyet gösteriyordum. Yardımcı oluyordum.
(2:00 - 2:23)
Ve babam da her alanda, her yenilenmede, her yeni adım attığımızda da hep arkamda oldu.
Hep benimle birlikte oldu ve bana yol gösterdi. İşte bu dönemlerden itibaren Denizcilik, otel,
Kıbrıs Kargağı Muayenehane ile uğraşırken dediğim gibi 2016 yılında çok beklenmedik bir anda
annem vefat etti.
(2:24 - 2:37)
Ve o dönemden sonra muayenehaneye artık gidemedim. Diş Hekimliği'ne tekrar geri
dönemedim. Çünkü dönemememin sebebi de orasının hep annemle bağdaşması oldu
herhalde.
(2:39 - 2:48)
Daha çok otele zaman ayırdım. Zaten babam da annemin vefatından sonra kendini çok
bırakmak üzereydi. Bana ihtiyacı vardı.
(2:48 - 3:03)
O yüzden otele daha çok geldim. Otelin yönetiminde adım adım, babamın önderliğinde,
babamın bana yer açtığı kadar hiçbir zaman yeri almak üzerine çalışmadım. Hep babamın
ihtiyacı olduğu aşamalarda alarak.
(3:03 - 3:13)
Çünkü onun yanında olmak. Ben şöyle söylüyorum. Bana sorsanız hangi üniversitelerden
mezunsunuz? Hacettepe Üniversitesi'nden mezunum.
(3:13 - 3:18)
Hep de gurur duyarım. Bir de Ünal Çaner Üniversitesi'nden mezunum. Bundan da gurur
duyarım.
(3:19 - 3:37)
Otelde dediğim gibi aşama aşama yönetimi devraldım. Ve şu anda da yönetim kurulu başkanı
olarak görevime devam etmekteyim. Her dönem kardeşimle, iyi ki kardeşim annemin bana
bıraktığı en büyük miras annemin ve babamın, hep birlikte çalıştık.
(3:37 - 3:44)
Birlikte yol aldık. Birbirimize omuz verdik. Ve hala daha da birlikte çalışmalarımıza devam
ediyoruz.
(3:45 - 4:08)
Tabii bizim büyüme dönemimizde, bizim kişiliğimizin gelişmesinde en çok annemin payı oldu.
Çünkü babam memur olarak başladığı görevinde aslında girişimcilik ruhuyla memuriyetin ona
uygun olmadığını anlamıştı. Ve ticarete girmişti.
(4:09 - 4:25)
O yüzden babamla geçirdiğimiz çocukluk döneminde, babamla geçirdiğimiz dönemleri
hatırlamak gerekirse mesela beni ana sınıfına götürdüğünü hatırlıyorum. Volkswagen bir
arabamız vardı ama ben okula hiç gitmek istemiyordum. Çünkü kardeşim dünyaya gelmişti.
(4:25 - 4:37)
Tabii takdir ederseniz ki göçten de hemen üç yıl sonra büyük travmalar altındayız. Beni zorla
okula götürdüğü, ana sınıfına götürdüğü dönemleri hatırlıyorum. Kendisi de bunu hatırlar.
(4:37 - 4:49)
İçimcik hiç okula gitmek istemezdi. Zorla götürürdük derdi. 1974 yılında biz güneyden kuzeye
göç ettikten sonra üç yaşındaydım.
(4:50 - 5:03)
Tabii ki diyeceksiniz ki bir kişi üç yaşını hatırlar mı? Hatırlıyor. Yani ilk bomba atıldığı anı,
kaçışımızı bunları hep hatırlıyorum. Ve biz tabii ki geldik.
(5:04 - 5:16)
Dediğim gibi çiç de kolay değildi. Çünkü her şeyinizi bırakıp buraya geldiniz. İşte bu dönemde
annem dediğim gibi yuvayı dişi kuş yapar ve evimizi barkımızı kurdu.
(5:16 - 5:43)
Ve babamlar çok sonra bizden herhalde altı yedi ay sonra esir mübadelesiyle oradaki esirlere
çok iyi baktıklarını göstermek için ben üç yaşında çok üç buçuk yaşında olmuştum çok iyi
hatırlıyorum. Babam çok şık bir şekilde çok güzel giyinmiş bir şekilde. Tabii tıraş olmuş tertemiz
bir şekilde bize geri gelmişti.
(5:44 - 5:53)
O anı hiç unutmam. Yani belki de babamı hayatımda ilk ve son bu kadar yakışıklı görmüştüm. O
konu hatırlıyorum.
(5:53 - 5:59)
Babam çok yoğundu. Hakikaten biz zamanımızın çoğunu daha ziyade annemle geçirirdik. Çok
yoğundu.
(5:59 - 6:07)
Hatta özlem bile vardı. Ama eve geldiği zaman ben hatırlıyorum. İşte yatağa uzanır ve bana
masal anlatın derdi.
(6:07 - 6:17)
Kardeşimle ben başında toplanıp gece vakti ona masal anlatırdık. O dönemleri hatırlıyorum.
Tabii ki özlem çok vardı.
(6:17 - 6:29)
Çünkü iş yoğunluğundan görebildiğimiz zaman kısıtlıydı. Yurt dışı çok seyahatleri oluyordu.
Kolay değil çünkü düşünün ki tamamen her şeyini kaybetmiş bir toplum.
(6:29 - 6:53)
Tekrardan ayağa kalkmaya çalışıyor. Ve babam girişimci olduğu için de bu turizmin, bu ülke için
vazgeçilmez olduğunu düşünerek turizm alanında ülkesini nasıl kalkındırabilir? Kıbrıs'ı nasıl
tanıtabilir? Yani şu anda bizler bile hala daha Kıbrıs'ı Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru tanıttık mı
şüpheliyim. Doğru anlatabiliyor muyuz? Bir de o dönemi düşünün.
(6:53 - 7:06)
Orada bir savaş geçti. Ve savaştan sonra oranın güvenli bir yer olduğunu anlatmak. Turizm
Kıbrıs için bir ekonomik model ve bir kaderdir.
(7:06 - 7:28)
Bir söylemi ve İzmir'e gidip Kıbrıs'ı tanıtıyor. Ve İzmir'den daha çok turistin Kıbrıs'a gelebilmesi
için tanıtım yapmaları, ajentileri çağırıyor ve Ercan ve İzmir arasında uçak seferlerinin konulması
için çaba sarf ediyor. Yani 50 yıl, 50 yıl önce ve hala daha da aynı çabalarımız devam etmektedir.
(7:28 - 7:56)
Yani hayatı babamın bir mücadele içinde geçti ve her zaman sırtında anneme dayadı. Çünkü
biliyordu ki kıymet verdiği çocukları emin ellerde, anneme güvendiği için, annemin ayakları
üzerinde durabileceğini bildiği için de annemden destek alarak bu yoğunluk içerisinde bu
eserleri oluşturabildi. Gün içinde öğlen odasına çıktığı zaman annemi telefonla arar ve
torunlarını sorardı.
(7:58 - 8:18)
O aslında babamın bir rahatlama biçimiydi. Çünkü annem, annem de bunu hisseder ve babama
en güzel şekilde, çünkü annem acayip güzel, annemin çok güzel tasvir yeteneği vardı. İşte
çocuklar hakkında, torunları hakkında anlatır, babamı güldürür ve babamı çok rahatlatırdı.
(8:18 - 8:34)
Veya işte bir araya geldiğimizde bir konuyu annemden dinlemek isterdi. Annemin sevdiği kişileri
babam da seviyordu. Annem onun aslında bir onay yeriydi ama bu işte değil.
(8:35 - 9:01)
Çünkü işte annem daha tutucu, çok da cesur değildi tabii, bir girişimci değildi annem. Bir ev
kadını, üniversite eğitimi almış bir ev kadını, işte çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan,
çok sosyal bir kadındı ama girişimci değildi annem. O yüzden babamın girişimlerini
frenleyebileceği için anneme olay bittikten sonra anlatırdı babam.
(9:02 - 9:15)
Ama günlük olaylarla ilgili, işte torunlarıyla ilgili, bizlerle ilgili esas onayı hep annemden alırdı.
Babam cesur bir insandır. Babam vizyoner bir insandır.
(9:15 - 9:29)
Babam insan sarrafıdır. Bitmek bilmeyen bir girişimcilik ruhu. Biz düşünün ki küçük
yaşlarımızdan itibaren inkişaf, istihdam, bu sözcükleri bilerek büyüdük.
(9:30 - 9:53)
Çünkü sürekli olarak yeni yatırımlar yapmak, yeni istihdamlar sağlamak en büyük hedefiydi
babamın. Hatta bana en son bıraktığı bir doğum günü kutlama mesajında da seni diş
hekimliğinden aldık, buralara getirdik. Zaman zaman mutlu değil misin diye düşündüğüm
oluyor demişti.
(9:54 - 10:21)
Ama sonra düşündüğüm zaman ne kadar çok kişiye istihdam sağladığımızı ve bunu daha da
çok, sizler de bunu arttırarak daha da çok kişilere ulaşabileceğinizi düşündükçe içim rahatlıyor
demişti. Yani bunun ülkesine katkıda bulunmak çok önemliydi. Babam aslında bir özel sektörde
faaliyet gösteren bir insandı ama hayatımda gördüğüm en devletçi insandı.
(10:22 - 10:34)
Babam vatansever bir insandı. Ama size iş hayatında şunu söyleyebilirim. Babam bana
güvendiği için bana bütün dünya güvenir diye düşündüm.
(10:35 - 10:58)
Babam beni takdir ettiği için bütün dünya beni takdir edebilir diye düşündüm. Babaların kız
evlatlarına yetiştirirken çok dikkatli olmaları lazım. Çünkü öz güveni kazanabilmesi için,
etrafındaki kişilerin kendisine güvenebileceğini hissetmesi için öncelikle babasının ona
güvenmesi gerekir.
(10:58 - 11:12)
Ben denizcilikte bunu çok yaşadım. Çünkü bir kız olarak ve farklı bir sektörde eğitim almış, daha
bilimle iç içe olan bir insan olarak denizcilik sektörünün başına geçtim. Ve çok yadırgandım.
(11:12 - 11:33)
Çünkü o limanda belki de tek kadın olan bendim yönetici olarak. Bilet satışta belki birkaç tane
kadın çalışanımız vardı ama bir yönetici olarak limanda tek yönetici bendim. Ve herkes bunun
ne zaman biteceğini, benim ne zaman usanıp da evime geri döneceğimi bekliyorlardı.
(11:33 - 11:42)
Ama ben hiç öyle hissetmedim. Hiç kendimi de bir kadın olarak orada farklı da hissetmedim.
Çünkü şu anda düşünüyorum, o zaman bunu pek algılayamamıştım.
(11:42 - 11:56)
Ama şu anda düşünüyorum ki babam bana güvendiği için ben oradaydım. Yani zaten baktığınız
zaman işte böyle büyük yatırımlar yaptı ama hiçbir lüks arabası olmadı babamın. Hiçbir zaman.
(11:56 - 12:02)
Cep telefonu yoktu. Saati olmadı. Sadece kıyafet pişimi vardır.
(12:03 - 12:12)
Çok rahat ve pratik olması ve düşündürmemesi için safari giyerdi. Safarilerini hep yanımızda
taşıyoruz, saklıyoruz. Bir kabanı var.
(12:12 - 12:18)
Mesela o kabanını ben saklıyorum. İşte o palto. Aslında şunu da görmemiz lazım.
(12:19 - 12:32)
Her şey kaldı. Demek ki insan geliyor bir resmi geçit gibi bu dünyadan geçiyor ve gidiyor.
Arkasında bıraktığı en kıymetli şey onun arkasında konuşan, iyi konuşan insanların olması.
(12:32 - 12:56)
Hayattaki babamın en büyük lüksü evlatlarıyla, ailesiyle, torunlarıyla oturup onlarla sohbet
etmekti. Ve en büyük lüksü çok yakın dostları vardı babamın. Çok yakın dostlarıyla sohbet
etmek, onlarla birkaç kadar bir şey içmek, istişarelerde bulunmak babamın en büyük lüksüydü.
(12:56 - 13:04)
Sadeydi babam. Sade, öz, işi, ailesi, personeli. Onun hayatıydı.
(13:05 - 13:11)
Uzaktan baktığınızda sert birisi olarak görünürdü. Ama kalbi çok yumuşaktı. Bunu personel de
bilirdi.
(13:12 - 13:22)
Ünal Bey bir bakışıyla onları uyarırdı. Bazen sesini de yükseltebilirdi. Ama herkes bilirdi ki
içerisinde hiçbir kin yoktur.
(13:23 - 13:35)
Ne zaman bunu sadece iş için yapıyor, işin iyi gitmesi için yapıyor. Baba gibi bir patrondu.
Sadece benim babam değil, burada uzun dönemler emek veren herkesin babasıydı.
(13:35 - 13:49)
Ve onunla çalışırken ben bu üniversitede, Ünal Çağıner Üniversitesi'nde okurken hiç
zorlanmadım. Bir de hata yaptığımız zaman hata yapmamıza olanak verdi. Hiçbir zaman bizi
hatalarımızla da cezalandırmadı.
(13:50 - 13:57)
Mesela ben ilk Akgünler Denizciliği'ye geldim. Denizciliği yönetmeye başladım. Çek defterleri
geldi.
(13:57 - 14:11)
Bana imza yetkisi verdi. Bunu takdir edersiniz ki pek çok lider, pek çok yönetim kadrosunda
yönetim kurulu başkanı hemen devretmez. Ama bunu bana devretti.
(14:11 - 14:25)
Ve hatalar yapmadım mı? Tabii ki yaptım. Ama bu hatalar da hep yanımda durdu. Hiçbir zaman
beni bu yetkiyi senden alırım, şunu bir daha yapma şeklinde hiçbir zaman bize uyarmadı.
(14:26 - 14:37)
Babamlar çok büyük yokluktan geldiler. Göçler var, yokluk var, parasızlık var. Sadece
ürettikleriyle geçinebilen bir ailede doğdu babam.
(14:38 - 14:51)
Ve babası da çok böyle sevgi gösteren, şefkat gösteren birisi değildi. Çok yokluktan geldiler. İşte
o yüzden belki de bir lükse hiçbir zaman düşkünlüğü olmadı.
(14:51 - 15:04)
Çünkü yokluğun ne demek olduğunu bildi. Haftada bir et yediklerini biliyorum. Veya kuru
baklagilleri sevmesinin sebebi de işte fasulye dikiyorlar, fasulyeyi kurutuyorlar ve onu yiyorlar.
(15:05 - 15:16)
Ve hala daha her pazartesi babam hayatı boyunca kuru fasulyeymiştir. Belki de o zamanın
anılarına gitmek için veya yokluğunu unutmamak için. O yüzden hiçbir zaman lükse kaymadı.
(15:17 - 15:36)
Zor bir çocukluk geçirdiler, yokluk içerisinde bir çocukluk geçirdiler. Ama buna rağmen
annesine çok bağlıydı. Ve düşünün ki öyle bir aileymiş ki babaannem ve dedemi de
düşündüğümüz zaman onu Ankara'ya eğitime gönderdiler.
(15:37 - 15:54)
Demek ki bilinçlerinde böyle bir şey varmış. Çünkü kim o dönemlerde, düşünün ki direkt olarak
Türkiye'ye uçak yoktu. Limasol'dan gemi kalkar, Lübnan'a gider, Lübnan'dan Mersin'e gemi
gider ve oradan da otobüsle Ankara'ya giderdiniz.
(15:55 - 16:07)
Ve bir Ankara'ya giden artık ondan sonra okullar kapandıktan sonra dönerdi. Mektup, iletişim
aracı sadece mektup. Ne kadar zamanda bir o mektup zaten bu sistemle ulaşabilir.
(16:08 - 16:35)
Yani böyle bir dönemde evlatlarını okutabilmek sadece benim babaannem ve dedemde değil
aslında Kıbrıs Türk toplumunun bu özünde var. Eğitime verdikleri önem, belki de bu İngiliz
döneminden kalan bir alışkanlık mı diyeyim veya iyi bir eğitime sahip olmanın önemi mi
diyeyim. Ve onun gibi arkadaşları da birlikte Ankara'da okudular.
(16:35 - 16:47)
İşte biz böylelikle Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile hiçbir zaman bağları kopmadı. Hatta Türkiye'de
okuyanların ufku daha geniş olur şöyle elini de yapardı. Daha geniş olur babam derdi.
(16:48 - 17:01)
Üniversiteden döndükten sonra bir dönem Evdim'de yaşıyorlardı. Evdim bölgesinde bir tatil
köyü kurma hayali vardı babamın. Hatta bir bunu ben vefatından sonra öğrendim.
(17:01 - 17:12)
Turizm kooperatifi kurmuşlar. Yani bu turizm ve turizm yatırımı yapmak özünde vardı. Yani öyle
bir ruhu vardı.
(17:12 - 17:26)
Şu anda anlıyorum kendisini iskan dairesinde memur olarak başladığında hatta o dönemdeki
arkadaşları da söyler. Kesinlikle zaten memur olduktan da mecburen memur oldu. Çünkü para
kazanması lazım hiçbir şey yok.
(17:27 - 17:40)
Ama hiçbir zaman memuriyete ısınmadı ve hiçbir zaman kendisini oraya ait hissetmedi. Şunu
çok iyi hatırlarım. Girne'ye göç ettikten sonra ki yıllardı, 76 yılları.
(17:40 - 17:55)
Babam bizim evin botrumunun altında bir iş açtı. O da şöyle çalışanlar da bütün mahalledeki
kadınlar. Kıbrıslıların çok iyi bildiği dikla üretiyorduk.
(17:56 - 18:08)
Belki de ben şu anda kooperatif konusunda çok hassas olmam. Kooperatifi kurmamızda bir
etkisi olması da oydu. O dönemde mahalledeki her kadın cep harçlığı alıyordu.
(18:08 - 18:17)
Her hafta sonu da herkes cep harçlığını alır evlerine giderdi. Ben aslında en çok özendiğim huyu
odur. Ben daha çok konuşmayı seviyorum.
(18:17 - 18:27)
Konuşurum, anlatırım ama babam bize her zaman bir saniye babam bir dinleyin derdi. Şu anda
onu çok iyi anlıyorum ve kendimi eğitmeye çalışıyorum. Dinlerdi, çok iyi bir dinleyiciydi.
(18:28 - 18:44)
Herkesten görüş alırdı, adımlarını da ondan sonra atardı. Kimsenin dediği doğrultuda atmaz
ama özümseyip sentez yapardı. Mesela en önemli özelliklerinden birisi kriz yönetebilme
kapasitesine sahipti.
(18:44 - 18:59)
Kriz anında hiç panik olmazdı babam. Ne zaman kriz kapıya gelir dünyanın en sakin insanı
haline gelir ve o krizden nasıl çıkabiliriz çözüm üretir. Yani hiçbir zaman karalar bağlamaz.
(18:59 - 19:07)
Nasıl bu krizi atlatacağız ona çözüm üretirdi. Şimdi size bir anımı anlatayım. Denizcilik
yapıyoruz.
(19:07 - 19:19)
Deniz otobüslerimiz var. Küçük hitrofil gemilerimiz var. Ve o gemilerden bir tanesi limanda,
limana giriyor ve duran bir gemiye çarpıyor.
(19:21 - 19:31)
Hiçbir canına zarar gelmiyor Allah'a şükürler olsun. Ama iki gemi liman içerisinde çarpışıyor.
Bütün gazeteciler anında limana toplanıyor biz oradayız.
(19:32 - 19:45)
Şimdi iki gemimiz birden zarar görmüş. İnsanın zarar görmemesi tabii ki çok rahatlatıcı bir
durum ama bunların bakımı var onarımı var bitti dedim. Ben denizcilik sektöründe biz artık
bittik.
(19:45 - 19:52)
Ayağa kalkmamız mümkün değil. Babam hemen bizi telefonuna aradı. O zamanın müdürü işte
Hamit Bey.
(19:53 - 20:05)
Ben ikimiz birlikte geldik. İbrahim Bey de vardı zannedersem. Oturduk.
Panik olmayın dedi. Hemen Hamit Bey telefon açın. Hızlı bir şekilde gemiyi tersaneye alalım.
(20:06 - 20:12)
İşte şu gemiye şunu yapalım. Ya baba dedim biz nasıl toplanacağız? Toplanacağız babam. Daha
fazla çalışacağız.
(20:12 - 20:24)
Hızlı bir şekilde gemilerimizi tekrardan sefere sokabilmek için yedek parça listesini çıkarın.
Hemen yedek parça alalım. Veya işte kızaktan yer ayırtalım.
(20:24 - 20:43)
Gemilerimizi oraya alalım. O gün anladım ki, o gün benim için çok büyük bir ders olmuştu. Eğer
bir iş dünyasındaysanız, eğer bir sektörün içerisindeyseniz, eğer o sektörde çalışan
personelinizin sorumluluğunu taşıyorsanız sizin panik olma gibi bir lüksünüz yok.
(20:43 - 20:51)
Onu babam bize o gün göstermişti. Personelimiz var babam dedi. Buradan ekmek yiyen
insanlar var.
(20:51 - 21:01)
Bittik mi daha güçleneceğiz. Daha çok ayağa kalkacağız. Pandemi döneminde bir anda kapandık
ve kendisi bir takım önlemler aldı.
(21:01 - 21:10)
Hiçbir personelini görevden almadı. Kimsesiz kalmadı. Belki de çok nadir firmalar arasında
bulunuyoruz.
(21:10 - 21:22)
Tehsisin tamamen kapanması ama tüm çalışanların tam katroyla görevde kalması. Pandemi
döneminde babama dedim ki, tamam baba yaza kadar toparlanacağız. Hayır babam dedi.
(21:23 - 21:46)
Bu olay uzun sürecek, öyle kısa sürecek bir durum değil. Yani babam ne tıptananlar ne aşının
geliştirilip geliştirilemeyeceğine. Ama işte bu yönü dinleyip yorum yapabilme kapasitesi,
muhakeme yapabilme kapasitesi ve bir ileriye dönük bir görüş vizyonu olan bir insandı.
(21:46 - 21:52)
Ve hakikaten öyle oldu. Pandemi de çok uzun sürdü. Hatta pandemi bittikten sonra bizi çağırdı.
(21:53 - 22:04)
İşte açıldık otelde tabi yavaş yavaş turist gelmeye başladı. Düzlüğe çıkacağız babam. Ama bilin
ki dedi bundan sonra dünyada bunun gibi çok krizler olacak.
(22:04 - 22:21)
Krizlere mutlaka dayanıklı olmamız lazım diye bizi uyarmıştı. Kriz olduğu zaman hepimizin
motivasyonunu artıran ve bize motive eden, bize moral veren kişi olarak karşımıza çıkıyordu. Bu
hep böyle olmuştur.
(22:21 - 22:41)
Annem çok ani vefat ettiği için de babam çok büyük bir şok yaşadı. Ama o kriz yönetimindeki
ayakta kalma direnciyle aslında direnmeye çalıştı. Ve aslında babamı tanıyanlar, yakınları,
dostları çok iyi bilir ki annemden sonra babam çok çöktü.
(22:42 - 22:59)
Hatta bir gün bana dedi ki ben senin için yaşıyorum babam. Senin burayı devralabilecek ve
evlatlarından artık belli bir noktaya gelebilecek seviyeye gelebilmen için yaşıyorum. Gerçekten
babam annemden sonra hep uzatmaları yaşadı.
(23:00 - 23:15)
Aslında bizim için o da. Çünkü sorardı işte su ne zaman geliyor? Eşim Burak ne zaman emekliye
ayrılıyor? Genelce her hafta eşim bana yardıma gelsin. Ardan ne zaman bitiriyor? Aslında
süresini bilirdi ama tekrarlatmak isterdi.
(23:16 - 23:25)
Böylelikle az kaldı bu zaman. Çünkü kendinin dayanma şeyi çok kalmamıştı. Yüreği çok
kalmamıştı dayanması için.
(23:25 - 23:39)
Şöyle demişti benim kızım üniversitede okurken işte su buraya gelecek ve oteli benimle birlikte
çalışacak. Benim yanımda da çalışacaksın dedim. İki yıl sonra da emekli olacağım.
(23:40 - 23:52)
Biz hep merak ederdik. Yani iki yıl sonra babam emekli olduğunda ne yapacak? Çünkü onun
bütün hayatı, hobisi de oteldi. Yani ne yapacak diye biz içimizden böyle gülerdik.
(23:52 - 24:01)
Zaten iki yıl sonra da vefat etti. Annemin vefatı çok ani oldu. O yüzden onun yarası daha zor
kapanıyor.
(24:01 - 24:11)
Ama babam her adımda bizi yetiştirdi. Bizi alıştırdı girişine. Vefatından 3-4 ay önce olabilir.
(24:12 - 24:17)
Bir gün o şeye çıktım. İşte bir şeyler anlattım. İşle ilgili sordu.
(24:17 - 24:27)
Ben de çok mutlu oldum. Berrak bir zihinle hala daha takip edebiliyor olması beni çok
sevindirdi. Çünkü oksijen alıyordu.
(24:27 - 24:32)
Odasında daha uzun zamanlar geçiriyordu. Antibiyotik tedavisi alıyordu. Koa hastasıydı babam.
(24:32 - 24:39)
Ve sarıldım kendisine. Ben senin için yaşıyorum zaten dedi. Ben de ona ben de senin için
yaşıyorum dedim.
(24:40 - 24:47)
Hayır dedi. Bir daha bunu duymak istemiyorum. Sen evlatların için yaşayacaksın.
(24:48 - 24:54)
Dedi. Yani bana dedi ki hayır. Bir daha bunu duymak istemiyorum.
(24:54 - 25:00)
Sen benim için değil. Pırlanta gibi evlatların var. Evlatların için ayakta kalacaksın.
(25:01 - 25:08)
Dedi. Yani bu bizim babamla vedamız oldu aslında. Zaten ondan sonra hastane aşamaları geldi.
(25:10 - 25:16)
Hastane aşamalarında da çok kızgındı. Neden hastaneye düştüğünden. Gitmek istemiyordu
hastaneye.
(25:17 - 25:29)
O en anlamlı birbirimize olan vedamız oldu. Bir de hastanedeyken, yakın doğa
hastanesindeyken bir toplantı vardı. Ben gece babama uğradım.
(25:29 - 25:36)
Toplantıya geçiyorum. Baba dedim ben çıkıyorum. Güle güle dedi.
(25:36 - 25:45)
Elini kaldırdı, salladı. Sizi çok seviyorum dedi. Ve zaten ondan sonra tamamen yoğun bakıma
girdiği için hiç birinci olmadı.
(25:48 - 25:55)
Buradan ayrılamazdı kesinlikle. Ayrılması mümkün değildi. Akapulcosuz yaşayamazdı zaten.
(25:55 - 26:07)
Hani öyle bir hobisi, veya yolculuk yapayım, dünyayı göreyim, hiç öyle şeyleri olmadı. Hep
yolculuklar iş için oldu. Bir Arjantin'e gitmişlerdi gemi almak için.
(26:07 - 26:22)
O zaman da ayağı kırıktı. Kırık ayakla o iş için, gemi alımı için kaç saat uçup, gidip o geminin
inspeksiyonunu yapmıştı. Akapulco babamın üçüncü evladıydı.
(26:24 - 26:45)
İçim, dima ve Akapulco. Ve evladı gibi görür, evladı gibi geliştirmeye çalışırdı. Düşünün ki
babam gibi bir insanın hiçbir zaman bankada büyük miktarlarda parası olmadığı, hiçbir zaman
yurt dışında yatırımı da olmadı.
(26:46 - 27:06)
Bütün kazancını Akapulco'ya yatırmıştır. En mutlu olduğu yer, kendisini en mutlu hissettiği yer,
çocuğu gibi gördüğü, geliştikçe mutlu olduğu, iyileştirmeye çalıştığı bir yer. Hiçbir zaman
burada çalışmaktan, burada çıkan sorunlardan veya sorunlarla mücadele etmekten öf demedi.
(27:06 - 27:25)
Hiçbir zaman demedi. Çünkü orası nasıl insan çocuğuna bakarken, ne kadar zorluk içerisinde
olsa da, onun bir külfet değil, severek bakarsa, babam da Akapulco'ya öyle bakardı. Bir sahil
vardı, bir galif denilen gölgelik vardı.
(27:26 - 27:36)
Burada ana binada, Olive Court'un olduğu yerde küçük bir binacık vardı. Ve adım adım yattı.
1978'den beri babam burada.
(27:36 - 27:56)
Hepsine adım adım, önce bungalovlar yapıldı. Ve her gelen misafir de burada gezdirirdi. Mesela
diyelim ki bir ajante sahibi geldi, kalınıyor, inşaat var tesiste, babam orayı gezdirir, onu anlatır
ve o kişinin de burayı özümsemesini, benimsemesini sağlardı.
(27:57 - 28:11)
Hiçbir zaman bu otel, bir alan üzerine projelendirilip yapılmadı. Önce bungalovlar yapıldı.
Ondan sonra Olive Court'un üstündeki odalar otel odasına dönüştürüldü.
(28:12 - 28:21)
Ondan sonra arkasındaki bina yapıldı. Yani babam kazandıkça yaptı. Bu hale gelebilmemiz, ki
biz de hala daha yatırım yapıyoruz.
(28:22 - 28:37)
Lobimizi yeniledik, şimdi ben buraya geldim, bakıyorum, bu kış buranın restorasyonuna
gideceğiz, yeni ekleyeceğimiz alanlar var. Demek istediğim size, Acapulco bir tarihte bir noktaya
gelmedi. Hep adım adım geldi.
(28:38 - 28:52)
Ve her zaman da bankaların, bankadan alınan, ticari bankalardan alınan kredilerle ve borcunu
ödeyerek. Borç, babam için borç namus demektir. Bunu da bize öğretti.
(28:52 - 29:03)
Yani kazandığınızla önce borcunuzu ödeyeceksiniz. Bu çok önemli bir kavramdır. Ve borcuna
sadık olmayanlara da hiç sevmezdi babam.
(29:03 - 29:10)
Borç alındı mı ödenir. Bankaya olan borçlar ödenir. Ondan sonra kalan kısımla ne yapılacağına
karar verir.
(29:10 - 29:22)
Yani bize katmış olduğu en önemli değerlerden bir tanesi de budur. Borcuna sadık olmak. Şey
derdi annemin arkadaşları, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.
(29:24 - 29:31)
Gerçekten birbirlerini çok seven, birbirleriyle de çok aşıktılar. Öyle evlendiler. Ama uzaktan.
(29:31 - 29:39)
Nasıldı? Bir dönem annem de babamla otelde kaldı. Biz üniversiteye gittiğimiz zaman. Ama
annem ev insanıydı.
(29:39 - 29:46)
Bizler işte döndükten sonra hepimiz eve çıktık. Evine geri döndü. Yani evimize geri döndü.
(29:46 - 29:53)
Çünkü annem otelde kalması mümkün değildi. Çok annem sosyal bir insandı. Çok dostları vardı.
(29:54 - 30:02)
Çok arkadaşları vardı. Tamamen zaten annem farklı bir kültürde. Yani daha çok böyle bir aile, ev
ortamında büyümüş bir insan olarak.
(30:03 - 30:11)
Annem evde, bizle birlikte yaşadı. Babam otelde yaşıyordu. Ve birlikte işte olduğumuz zamanlar,
tabii buraya ziyarete geliyorduk.
(30:11 - 30:22)
Babam eve geliyordu. İşte birlikte yediğimiz yemekler falan. Ama konumlanma olarak hiçbir
zamandan da birbirlerinden ayrılmayı düşünmediler.
(30:22 - 30:39)
Annem de bizi hiçbir zaman otel ortamında büyütmek istemedi. Yani bizi alıp belki de buraya
gelip yaşasaydı annem, babam hayır gidin demezdi. Ama annem de bizim ailesiyle birlikte, işte
kız kardeşleri, teyzeleri falan biz aile kavramı bizde çok önemliydi.
(30:39 - 30:51)
O yüzden ailesiyle birlikte çocuklarını bu ortamda değil de ev ortamında büyütmenin doğru
olduğunu inanırdı. Çünkü annem bir de bizim eğitimimize çok önem verirdi. Çok çok önem
verirdi.
(30:51 - 31:04)
Yani ne derdi? Bir kadının eğitimi, üniversite eğitimi tamamlamış olması bileğindeki altın bir
bileziktir. Altın bileziği her kadının olması lazım. Ve bizim bütün derslerimizle ilgilenir.
(31:06 - 31:14)
Ve başarıya ulaşmamız için de gerekli bütün yolları açmaya çalışırdı. Annem eğitime çok önem
verirdi. Babam da eğitime önem verirdi.
(31:14 - 31:25)
Ama annem işte bunun gerçekleşmesi için başımızda duran kişiydi. Hatta kardeşim anneme
soru sorardı küçükken. Anne sen bizim hem annemiz hem babamız mısın diye.
(31:27 - 31:46)
Çünkü baba figürü bizim için işte yoğunluk iş bu demekti. Bir baktı ki su giderimiz fazla. Fakat
bu su bize yetmeyecek düşünüyor musunuz? Yani şu anda bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı
olan su sınırı sıkıntısını babam 20 yıl önce görmüş.
(31:46 - 31:58)
Ve şu an denizden arıtma kurmuş. Kıbrıs'taki ilk kurulan denizden arıtma tesisiydi. Deniz suyu
arıtılıyor odalarda kullanım suyu olarak veriliyor.
(31:58 - 32:11)
Odalardan çıkan atık su da arıtılıyor bahçeye veriliyor. Yani bu 20 yıl önce kurulmuş bir
sistemdir. Şu anda pek çok tesis daha bunu yeni yeni idrak edip kurmaya başlıyor.
(32:11 - 32:33)
Sonra Acapulco'nun et ihtiyacını en iyi şekilde karşılamak ve yemeklerimizin lezzetli olmasını
sağlayabilmek için mesela Tarsan'ı kurdu. Tarım saniye, küçük baş büyük baş hayvancılık. Sonra
bir de baktık ki peyniri de işte süt tozu katılıyor, bir takım hilyeler yapılıyor vs.
(32:33 - 32:57)
kendi peynirini Acapulco için kendi hellimini kendi üretmesini sağlayacak bir tesis kurdu. Süt
işleme tesisi kurdu. Ondan sonra buranın zebze ihtiyacını karşılayabilmek için mesela
karpuzlarımız her zaman bizim çiftlikten yetişip domatesimiz, salatalığımız, patlıcanımız,
kabağımız bunlarla babam mutlu olurdu.
(32:57 - 33:24)
Belki de dışarıdan alsa maliyeti daha ucuza gelirdi ama o önemli değildi. Önemli olan
Acapulco'nun yani evladının iyi hizmet verebilmesi için bir takım ihtiyaçlar var ve bu ihtiyaçlar da
nereden karşılanacak? İşte karşılanması maliyeti önemli değil en iyi şekilde en sağlıklı şekilde
karşılanması lazım. Yani misafirlerine en iyi hizmeti vermesi gerektiğini düşündü.
(33:24 - 33:40)
Otele turist lazım. Bu turist sadece hava yoluyla mı gelecek? Deniz yoluyla da gelmesi lazım.
Ayrıca biz bir ada ülkesiyiz ve sanayileşmede belli bir noktaya kadar girebiliriz, gidebiliriz.
(33:40 - 33:59)
Bunun ötesindeki ürünleri bizim ithal etmemiz lazım. O yüzden bu tırların taşınması için de işte
deniz taşımacılığı, kargo işi ve denizcilik sektörünün önemli olduğuna inandığı için oraya yatırım
yaptı. Akgünler Denizciliği kurdu, Kıbrıs Kargo'yu kurdu.
(33:59 - 34:09)
Tabi ki turizm her zaman devam etti. İlk başladığı nokta Akgünler Turizm'di zaten. O yüzden biz
Akgünler şirketler grubu olarak şu anda kurumsallaşıyoruz.
(34:09 - 34:35)
Çünkü babamın ilk kurduğu şirket Akgünler Turizm şirketiydi. Yani Akapulco'da olmadan önce
Akgünler işletmeleri olarak hem ithalat yapmış hem de turizm ajentesi kurmuş ve mevcut
otellere, o zaman Dom Hotel vardı, Dorano Hotel vardı, Rox Hotel vardı, Celebrity Hotel oraya
turist getirirdi babam. Sonra bir turizm tesisinin ihtiyacı olduğunu Tatil Köyü olarak ilk kurdu.
(34:35 - 34:48)
Çünkü oteller zaten vardı, Tatil Köyü konseptini getirdi. O yüzden ilk bungalovları yaptı. Babam
ilk kez Kıbrıs'ta Tatil Köyü kavramını getiren kişi olmuştur ve inşa eden kişi olmuştur.
(34:48 - 35:09)
Pek çok kişi tarafından algılanmamıştı. Yani bu hep olur ya ilk yapanlar işte bu küçük odalarda
kimler kalacak veya işte nasıl buraya turist mi gelecek? Evet geldi, İtalya'dan turistler geldi,
İngiltere'den turistler geldi ve getirtti bunları. Bunların yolunu da kendisi açtı.
(35:09 - 35:30)
Yani şu anda pek çok otel yapılıyor ve bu oteller geliyor pastadan bir dilim almaya çalışıyor.
Babam hiçbir zaman öyle yapmadı. Her zaman her yaptığı yatırımla o yatırımın ihtiyacını da
karşılayacak olan turisti de getirebilmek için çalışmalarda bulundu.
(35:30 - 35:49)
O yüzden oteli açtıktan sonra Akgünler Turizm'i devam ettirdi. Akgünler Turizm bugün tüm
adanın turist ihtiyacını karşılayan bir ajente olarak görevine devam etmektedir. 11 Kasım
1983'te elimize ulaşan bir gazete küpürü oldu.
(35:50 - 36:24)
Kardeşim de onu bana gönderdi Dima. O küpürde Ünal Çağner 37 yaşında bir masa başında
oturuyor karşısındaki muhatabıyla birlikte ve turizm Kıbrıs'ın ekonomisinin direği ve kaderidir
diye bir başlık atılmış. Ercan Havalimanı ile İzmir arasında uçak seferlerinin sıklaştırılması,
koyulması ve İzmir'deki ajentelerin Kıbrıs'a gelip Kıbrıs'ı daha iyi tanımaları için bir takım
konuşmalar yapmış.
(36:24 - 36:43)
Onu anlatan bir gazete küpürü ki düşünün 50 yıl önce verilen bir mücadele daha o ülkenin
cumhuriyeti bile kurulmamış ve ülkesinin tanıtımı için il il dolaşmış. Yani sadece İzmir değil,
babam bize hep anlatırdı. Ben Türkiye'yi il il dolaştım.
(36:44 - 37:10)
Almanya'da daha çok Kıbrıs'a turist getirmek ve bu turist yapısını çeşitlendirilmek, daha çok
ülkeye ulaşmak için babam Almanya'ya gidiyor ve Almanya'da bir turizm ajentesi, MTM isimli
turizm ajentesi kuruyor. İlk kez Almanya'dan Kıbrıs'a turist getiriliyor charter uçaklarla. Bu ilk
yapılan bir operasyondu ve büyük bir cesaret isterdi.
(37:10 - 37:22)
Şimdi Acapulco'da da pek çok ilklerin oteli biz hep bununla övünürüz. Mesela ilk kongre merkezi
Acapulco'da yapıldı. Şöyle ki seminer salonları önce yapılmıştı.
(37:22 - 37:38)
Hocamız geliyor. Ben burada pediatri kongresini yapmak istiyorum ama benim daha büyük
salonlara ihtiyacım var. Babam da diyor ki ben size daha büyük salonlar yapıp burayı bir kongre
merkezi haline getirebilirim.
(37:38 - 37:47)
Tabi ki hoca tereddüde düşüyor. Çünkü dokuz aylık bir süre kalmış. Hatta ardından o zamanın
cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Bey'i ziyaret ediyor Enver Hoca.
(37:47 - 38:00)
Ve diyor ki ben Acapulco otelden geliyorum ve büyük bir pediatri kongresi yapmak istiyoruz. Bu
Kıbrıs'ın ekonomisine büyük bir katkıda bulunacak. Ama büyük salonlara ihtiyacımız var.
(38:00 - 38:19)
Ünal Çağner isimli bir kişi de bize dokuz aylık bir sürede kongre merkezi yapacağını taahhüt etti.
Acaba bu olur mu? O da demiş ki eğer Ünal Bey size söylemişse ve taahhüt etmişse mutlaka
yapar. Çünkü önceden Ünal Bey'le birlikte, babamla birlikte çalışmışlar.
(38:20 - 38:29)
İş birlikleri yapmışlardı onun cumhurbaşkanlığı öncesinde. Aslında babam ortak iş yapmayı hiç
sevmemiştir. Ve bize de nasihatıdır.
(38:30 - 38:39)
Ortak iş yapmayın. Çok zordur ortaklık. Hatta bahsettiğimiz zaman aman babam birisiyle eğer
küsmek istiyorsanız ortaklık kurun derdi.
(38:40 - 38:50)
Yani özellikle bu ticari alanlarda ortaklığı çok sevmezdi babam. Halbuki iyi bir sivil örgütçü bir
kişiydi. Sivil toplumda da bulunmuştu.
(38:50 - 39:05)
Otelciler Birliği'nin kurucularındandır. Ama iş ticarete gelince herkesin ayrı çalışması
gerekliliğine inanırdı. İlk kez uluslararası final üniversitesi kurulacağı zaman final okullar grubu
ile Türkiye'den gelen oturdu, konuştu.
(39:06 - 39:17)
Ve bizim onlarla birlikte bir üniversite yatırımına girebileceğine karar verdi. Yani Nadir aslında
ortaklık kurduğu kişilerdendir. Hakikaten de çok isabetli oldu.
(39:17 - 39:26)
Uluslararası final üniversitesi 10. yılında 5000'in üzerinde öğrencisi var. Pek çok farklı ülkelerden
gelen öğrencilerimize üniversite eğitimi veriyor.
(39:27 - 39:36)
Ve hakikaten de kaliteli bir eğitim veriyor. Bu görüşünde de çok haklı çıktığını gördük. Çünkü
ben çok tereddüt etmiştim.
(39:36 - 39:50)
Babam bir ortak kabul etmez. Kardeşim final grubunu buraya getirdiğinde ihtimal
vermemiştim. Babam nasıl olmazsa ortaklığı işe pek girmez diye.
(39:50 - 40:11)
Ama o insanları, insan sarrafı olması, hep bahsediyorum ya, bu konuda gerçekten doğru
kişilerle doğru adımlar atılabileceğini gösterdi. Birlikte ortak yürüttüğümüz başarılı bir
üniversite yatırımımız var. Özellikle ara personel yetiştirilmesi için bunu çok önemserdi.
(40:11 - 40:31)
Kendi dönemlerinde ara okullar, ara eğitim veren meslek liseleri, meslek liselerinin olduğundan
bahsederdi. Ve bu meslek liselerinin aslında bir ülkenin kalkınması için çok önemli olduğundan
bahsederdi. İşte şimdi biz de uluslararası final üniversitesinde Ünal Çağner Turizm Okulu'nu
kurduk.
(40:31 - 40:49)
Orada turizme ara eleman yetiştirmek için de eğitimlerimizi başlayacağız. İşte ilk kongre
merkezi, ilk Aqua Park Acapulco'da yapıldı. Çünkü Ünal Bey bizim geleceğimizin çocuklar
olduğunu söylerdi.
(40:50 - 41:04)
Ve Acapulco'yu çocuklar çok seviyor deyip çok mutlu olurdu. Çünkü geleceğimizdir bu çocuklar
derdi. Hakikaten de şu andaki otelimize gelen müşterilerimizin pek çoğu, biz çocukluğumuzda
da buraya geliyorduk.
(41:04 - 41:22)
Acapulco bizim o kadar belleğimizle yer yaptı ki tatil deyince biz de çocuklarımızı alıp
Acapulco'ya gelmek istedik diye bize bahsediyorlar. O yüzden çocukların eğlenebilecekleri,
faaliyet gösterebilecekleri. Aqua Park'ı da Kıbrıs'a ilk yapanlarız.
(41:22 - 41:33)
İlk Luna Park Acapulco'da yapıldı. Aqua Park'ımızı daha büyük bir Aqua Park haline getirirdik. O
da Kıbrıs'ta bu boyutta Aqua Park ilkti.
(41:34 - 42:05)
Ve biz pek çok yeni kurulan otelede bu alanlarda rehberlik etmekten, onlara fikirler vermekten,
işte biz bunları yaptık çok iyi oldu ama şunu siz yaparken şu şu koşullara dikkat edin diye de her
zaman uyarılarda bulunduk. Yanılmıyorsam ilk Infinity Havuz'da denize, denizle havuzu
birleştiren, Kıbrıs'ta tabii ki ilk oteliz. Dediğim gibi kendi ürününü, kendi et ve sütünü işleyip
otelde kullanan ilk oteliz.
(42:05 - 42:30)
Kendi zebzesini yetiştiren ve oteline getiren ilk oteliz. Tarsan ilk kurulduğu zaman gerek süt
ürünleri olarak, gerekse sebze meyve üretimi olarak sadece Akapulco'ya çalışıyordu. Daha
sonra pandemi döneminde kızımın Koç Üniversitesi işletme bölümünü tamamlayıp otele
gelmesiyle bizim en büyük arzumuz otelin yönetimine dahil olmasıydı.
(42:30 - 42:57)
Ancak pandemi sürecinde olduğumuz için tek çalışan, tek ayakta kalan kurum Tarsan'dı. Kendisi
Tarsan'a yöneldi ve Tarsan'a yönelmesiyle oradaki ürün çeşitliliğini ve ürün üretim miktarında
büyük gelişimler gösterdiler. Şu anda süt ürünleri pek çok hem marketlere satılıyor hem otele
veriliyor, hem marketlerde hem de otellere de, diğer otellere de veriliyor.
(42:58 - 43:12)
Daha sonra et işleme kısmı gelişti. Döner üretimi yapılıyor, tüm otellere dağıtılıyor ve bizim
otelimize tabii ki. İşte porsiyonlar, porsiyonlayarak etler satılıyor.
(43:12 - 43:21)
Salam, sosis üretimi yapılıyor. Daha sonra unlu mamiller, onu da yine rahmetli babamın bir
görüşüydü. Unlu mamiller üretimi yeri oluşturmamız.
(43:22 - 43:39)
Onu daha da geliştirdiler. Şimdi pek çok bilinen pastanelere pastalar üretiyorlar ve Tarsan
Gurme olarak, butik olarak bu üretimlerin satıldığı, yani tüm Tarsan ürünlerinin satıldığı iki tane
merkezimiz var. Birisi Lefkoşa'da, birisi Girne'de.
(43:39 - 44:00)
Yakın zamanda da Magosa'da açılacak. Yani aslında Tarsan Tarım ve Sanayi sadece Acapulco'ya
hizmet eden bir kurum olmaktan çıktı. Artık kızımın devralması ile ve damadımın devralması ile
artık Acapulco'ya da pek çok otele ve pazara ulaşan bir yap haline geldi.
(44:01 - 44:26)
Şimdi yine rahmetli babamın en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi de bir benzin
istasyonu kurulmasıydı. Onu da şöyle düşündü babam. Bizim tırlarımız geliyor ve tabii ki
yüklerini boşalttıktan sonra maalesef ülke olarak tırların bekleyeceği ortak bir alanımız olmadığı
için merkez yollarda, belli yerlerde duruyorlardı.
(44:26 - 44:37)
Dedi ki babam ben bu konudan çok rahatsız oluyorum. Hem çevreye zarar veriyoruz, hem de
bizim kendi tırlarımızı bir yere toplamamız lazım. Bir benzin istasyonu oluşturmamız lazım.
(44:37 - 44:50)
Esas amacı bunu oluştururken benzin satışı yapmak değil, tırlarımızın benzinini tedarik etmek.
Hem de tırların durabileceği büyük park yerleri oluşturmaktı. Ve onun için bürokratik pek çok
mücadeleler verildi.
(44:51 - 45:01)
Ve bu petrol istasyonumuzu kurdu. Adını da Üç dememizin, Ünal Çağner'den geliyor. İnşa
aşamasında bunu çok da gerekli olduğuna inanmamıştım.
(45:02 - 45:13)
Ancak şu anda en çok kullandığımız mekanlar bir haline geldi. Bu da onun vizyoner yapısını
gösteriyor. Bütün tırlarımız yüklerini boşalttıktan sonra toplu bir şekilde orada bekliyor.
(45:13 - 45:30)
Orada yıkanıyor, orada bakım onarımları gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla ülkemizin sanayisine de
büyük bir katkısı oldu. Orada petrolünü alıp limana gidiyor ve etrafta da hiçbir çevre kirliliği
bizim tırlarımız oluşturmuyor.
(45:30 - 45:43)
Ünal Bey'in en güzel özelliklerinden bir tanesi de çevreciydi. Çevreci bir kişilikti. Daha önce de
bahsettiğim gibi işte su arıtmadan, tutun da güneş enerjisine kadar.
(45:43 - 46:00)
Şu anda biz 8 megavatımızın, ihtiyacımız olan 8 megavatımızın 3,5 megavatını güneş
enerjisinden sağlıyoruz. Yani biz çevre dostu bir oteliz. Bunun neden 8 değil? Çünkü bizim
mevcut olan hatlarımızın bunu kaldırmadığı içindir.
(46:00 - 46:17)
Yani hak verildikçe bunu bizler de artırıp çevre dostu bir otel olmaya devam edeceğiz. Şu anda
sürdürülebilirlik sertifikamızı almak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ben inanıyorum bu
sertifika Ünal Bey için de çok sevindirici olurdu.
(46:19 - 46:33)
Bir de hiçbir atık suyumuz kesinlikle bizim denize gitmiyor. Denizimizin temizliğine hiçbir şekilde
zarar gelmemesi için buna dikkat ediyoruz. Dediğim gibi su arıtılıyor, kullanılan sular ve
bahçeye gidiyor.
(46:34 - 46:49)
Bir damla atık su denizimize kesinlikle gitmiyor. Çevreyi, doğayı o kadar severdi ki şu anda bu
oturduğumuz binanın inşaatı zamanında bir selvi ağacı vardı. Ve o selvi ağacının kesilmesi
gerekiyordu.
(46:49 - 47:04)
Mimarımızla günlerce tartıştı selvi ağacını kestirmemek için. Ve şu anda bina balkona
çıktığımızda görebilirsiniz. O selvi ağacını kaldırmayacak şekilde bir leh yapıp devam etti.
(47:04 - 47:14)
Kesinlikle kabul etmedi. Kuruyacak diye taşınmasını bile kabul etmedi. O yüzden biz ondan çok
şeyler öğrendik aslında bu vizyondan.
(47:14 - 47:34)
Çevre dostluğu olması otelimizin şu anda VRV sistemine ilk biz geçtik. VRV sistemi çünkü
çevreye daha az karbon salınımı yaptığı için, karbon salınımının dışına çıkabilmek için böyle bir
sistem yapmıştı. Biz de bunu devam ettiriyoruz.
(47:35 - 48:08)
Şimdi burada kullandığımız bütün sunun da banyo suyunun da güneş enerjisiyle ısınması için
ayrı bir sistem kuruyoruz. Bu doğrultuda bize verilen bu aslında bize önümüze açılan bu vizyon
doğrultusunda da biz de bunu geliştirerek daha ileriye taşımak için ben de kardeşim de
çocuklarımız da bu yönde ilerlemektedirler. Geri dönüşüm konusunda örneğin ilk plastik şişeleri
ayrı bir bölgede toplayan kişiler biziz.
(48:09 - 48:16)
Şu anda çok yayıldı tabii ki. Yayılmasını da çok istiyoruz. Öte yandan atıklar onu hep
düşündürmüştür.
(48:16 - 49:04)
Babam o yüzden tam pansiyon veya her şey dahile geçmeyi hiçbir zaman istemedi. Daha çok
geliri olmasına rağmen bunun israfı artıracağını ve aslında esnafın da bölge esnafının bir aday
ülkesi olarak bölge esnafının kazanmasına, para kazanmasına, gelirini artırmasına bir darbe
vuracağı düşüncesiyle her zaman biz half board, full board tartışması yaptık ve en sonda full
board konseptine geçen onu da her şey dahile geçmedik, full board plastik olarak geçtik. O da
olmasa biz her zaman yarım pansiyon satışı, her zaman özellikle bölge esnafının ülke
ekonomisine katkı sağlaması için bölge esnafının kazanması açısından çok kıymetli olduğunu
düşündük.
(49:04 - 49:18)
Ve hep bu yönde de belki de yarım pansiyon satışları devam ettiren otel de biziz. Şimdi biz
babadan miras aldığımız şey şuydu. Ülkemizi seveceğiz, devletimizi seveceğiz.
(49:18 - 49:37)
Ve biz devletimizi kalkındırmak, ülkemizi, halkımızı kalkındırmak için hep birlikte çalışacağız.
Yani ben kazanayım değil biz kazanalım şeklinde. Biz bunu annemden de babamdan da biz hep
bu kültürü aldık ve bu kültürü devam ettirecek şekilde çalışıyoruz.
(49:37 - 50:08)
Ve biz kazanırken de çevreye duyarlı olacağız. Bunun bizim gelecek nesillerimize bir miras
kalacağını bilinciyle bu yatırımları yapacağız. Yani bir ağaç kesmeden yeni bir inşaata
başlayacağız veya çevreye en az zarar veya karbonsalanımızı nasıl azaltabiliriz, nasıl doğal
yenilenebilir enerjilerden yararlanabiliriz ve bunu devam ettirmek de en büyük arzumuzdur.
(50:08 - 50:40)
Gelecek nesillere de bu kültürü devretmek arzusundayız. Şimdi eğer babam bizi izliyorsa ve 2,5
onsuz geçen 2,5 yıllarda bizi izliyorsa bize şunu söylerdi. Aferin babam.
Hep bu tonda. En büyük sözü oydu. İyi bir şey olduğu zaman yani böyle başarılı olduğumuz
zaman teş-şeyi takdiri çok bir insandı.
(50:41 - 50:49)
Bizi her zaman takdir ederdi. En çok kullandığı söz aferin babam derdi. Bizim bir de anne
genlerimiz vardı.
(50:49 - 51:26)
Anne tarafından aldığımız özellikler daha çok hümanist tarzımız veya insana, babam da çok
insana değer verirdi de empati kurabilme, bu annemden aldık herhalde biz bunu. O yüzden
empati kurabilme yeteneğimizle babamın yönetişim becerisini biz birleştirdik kardeşimle öyle
diyorum. Ben babama şunu söylemek isterdim.
Baba doğru yoldan ayrılmadık. Doğru yoldan ayrılmamak için de elimizden gelen her şeyi
yapacağız. Allah doğru yoldan ayırmasın tabii ki.
(51:27 - 51:50)
Acapulco'ya senin evladın olarak bakmaya devam edeceğiz. Kurmuş olduğumuz şirketlerimizin
en iyi seviyeye gelmesi için evlatlarımızla birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Arkadaşlar diyorum
Acapulco bir canlıdır.
Acapulco yaşıyor. Hatta biz kardeşimle de diyoruz. Ünal Çağıner Acapulco'yu yönetmeye devam
ediyor diyoruz.
(51:51 - 52:06)
Acapulco'nun çalışan ailesiyle şu anda yaklaşık 2000 kişilik bir aileyiz aslında. Bu ailesini de
koruyarak, onları da güçlendirerek. Çünkü biz biliyoruz ki çalışanlarımız da güçlü olduğu zaman
bizler daha iyi işler üretebiliriz.
(52:06 - 52:42)
Çalışanlarımız daha mutlu olduğu zaman bizler bu tesislerimizi, bu kurumlarımızı daha ileriye
taşıyabiliriz. O yüzden istihdamı artırarak mutlu çalışanlarla birlikte Acapulco'yu ve tüm
tesislerimizi daha iyi konuma getirmeye çalışacağız. Çok özledim.
Çok özlüyorum. En çok otele geldiğim zaman özlüyorum. Çünkü bana günaydın babam hoş
geldin derdi.
Onu özlüyorum. Ayrılacağım zaman otelden dikkatli git babam lütfen derdi. Onu özlüyorum.
(52:42 - 53:00)
Torunlarıyla ilgili çok mutlu bir olay olduğu zaman, ona söylemek ihtiyacı hissettiğimde
özlüyorum. Veya bir şey danışmak istediğimde çok özlüyorum. Ama daha ziyade ona gelişmeleri
aktarmak istediğim zamanlar çok özlüyorum.
(53:01 - 53:31)
Canım babam sen rahat uyu. Bizler bize bıraktığın bu işletmeleri ayakta tutmak için ve aynı
zamanda da çok sevdiğin torunlarını en iyi şekilde yetiştirmek için hep birlikte ayakta duracağız.
Ve onları bu memlekete, bu millete, vatanımıza, milletimize hayırlı evlatlar olarak yetiştirmek
için, senin istediğin gibi yetiştirmek için var gücümüzle çalışacağız.