Bu röportajda Ünal Çağıner, bu kez çocukluğundan itibaren onu tanımış, aynı topraklarda büyümüş bir aile büyüğünün, Günay Çağıner’in anlatımıyla hatırlanıyor. Anlatı, Malya’da geçen çocukluk yıllarına, birlikte büyünen günlere ve yokluk içinde kurulan güçlü bağlara uzanıyor.
Günay Çağıner, Ünal Bey’i çalışkanlığı, dürüstlüğü ve merhametiyle anlatıyor. Kardeşler arasında sevgi ve saygının hiç eksik olmadığı bir ailede büyüdüklerini, Ünal Çağıner’in her zaman birlikten yana olduğunu vurguluyor. İki günde bir arayıp hatır sorması, ailesini ve sevdiklerini hiçbir zaman ihmal etmemesi onun insani yönünün en belirgin göstergeleri olarak aktarılıyor.
Röportajda Acapulco’nun ilk yıllarına da tanıklık ediyoruz. Yarı tamamlanmış binalardan, büyük bir emeğin ve sabrın ürünü olan bugünkü hâline uzanan yolculuk, Ünal Çağıner’in azmiyle anlatılıyor. Kazandıkça paylaşan, borcuna sadık, yardım etmeyi ilke edinmiş bir insan olarak hatırlanıyor.
Günay Çağıner’in sözleri, Ünal Çağıner’i yalnızca bir iş insanı olarak değil; yaptığı iyiliklerle anılan, arkasında temiz bir isim bırakan bir insan olarak resmediyor. “İnsandan geriye iyilikleri kalır” düşüncesi bu anlatının merkezinde yer alıyor.
Bu röportaj, Ünal Çağıner’in hayatına köklerinden bakan, sade ama güçlü bir vefa anlatısı sunuyor. Onun yaşamı, dürüstlüğün, emeğin ve insan olmanın sessiz ama kalıcı bir örneği olarak hatırlanıyor.
(0:00 - 0:08)
Rahmetli Ünal'ın hanımı Tangül Hanım. Çağıner soyadını. O zamanlar, eskiden yoktu
soyadları.
(0:10 - 0:16)
Tangül Hanım aldı bize rahmetli. Allah rahmet etsin. Ünal, Malya'da doğdu.
(0:18 - 0:29)
Ben 1940'da doğmuştum. Ünal da 1946'da Malya'da doğdu, o da. Ondan sonra göç ettik.
(0:31 - 0:43)
Eskiden her evin bir keçici, bir hayvancı vardı. Sütünü alsın, bilmem ne. Bizim de annemin
keçicikleri vardı.
(0:44 - 0:48)
Bazen onu yollardı. Bahçemiz vardı. Bahçeye giderdi.
(0:49 - 1:01)
Ünal, Allah rahmet etsin, çok iyi hanım silkerdi. Vakla, eskiden öyle beyneyle hanım
dediğimiz keçi boynusu. O hatıralar vardır.
(1:02 - 1:08)
Çok iyi günlerimizi geçirdik. Ünal'la, Allah rahmet etsin. Beraber büyüdük.
(1:10 - 1:17)
Babam hepimizi okuttu, çok şükür. İki tane doktor çıkardı. O okudu.
(1:18 - 1:30)
Kız kardeşlerinin okutuydu. Daima birliydik. Kardeşler arasında hiç geçimsizlik yoktu.
(1:30 - 1:38)
Daima birbirimizi sevdik, saydık. İki günde bir bana telefon ederdi. Ne yaparsın ağa? derdi.
(1:38 - 1:47)
Halbuki hatırımı sorardı. Çoluk çocuk nasıl? Dürü'ye ne yaparsın? sorardı. Dürü'ye benim
hanımım.
(1:48 - 2:07)
Tabii burada kafam kolaydı o zamanlar. Daima bu sözü ne yaparsın ağa? O araması bilmem
ne. Acapulco'ya geldiğimizde buraya, orası merham bir yerdi.
(2:08 - 2:23)
Yarı buçuk binalar vardı, bir iki tane. O zaman İskenderiye'sinde çalışırdı. Orasını eş
değerimize karşılık kiraladık.
(2:23 - 2:33)
İstedi kiraladı devletten. Ve o halden, şimdiki hale getirdi kendini. Tabii ailesi de yardım etti
kendine.
(2:33 - 2:47)
Bütün herkesle iyi geçinirdi. Ve daima yardım etmeye çalışırdı. Şehitlikten kazandıkça, herkesi
de karşı yardım etmeye çalışırdı.
(2:48 - 2:56)
Orada da, burada da. Ve işlerine de başarılıydı. Çocukluğunda.
(2:56 - 3:12)
Daima kendini güçlü hissederdi. Biraz işine bağlıydı diye. Ama müstakbelerini de çok gülü
gülüne öderdi.
(3:13 - 3:18)
Borçlarına sadıktı. Çok dürüst bir kişiydi. Pek tabii özlüyorum.
(3:18 - 3:26)
Ama Allah'ın verdiği bir şeydir. Hepimizin gideceğimiz yer orasıdır. Sırası gelin gidecek.
(3:26 - 3:35)
Yaptığımız iyilikler ve kötülükler kalır. Ön alın yaptıkları hep iyiliğiydi. Hiç kötülüğü yoktu.
(3:35 - 3:43)
Hiçbir şey. Allah rahmet eylesin derim. Nur içinde yatsın.
(3:44 - 3:45)
O da, hanımı da.