Bu röportajda Kıbrıs’ın önemli sanatçılarından Emin Çizenel, yıllara yayılan tanıklığıyla Ünal Çağıner’in gençliğinden iş hayatına uzanan yolculuğunu anlatıyor. Çizenel’in Ünal Çağıner’i ilk tanıdığı dönem, 1974’ten öncesine, Limasol yıllarına uzanıyor. Ünal Çağıner, o dönem Ankara Siyasal’da okuyan, hem çalışkanlığı hem de düşünsel derinliğiyle öne çıkan bir öğrencidir. 68 kuşağının etkisiyle aydınlanma hareketlerine katılan, tatillerde köy köy dolaşıp forumlar düzenleyen genç bir entelektüel olarak hatırlanıyor.
1974 sonrasında iki ismin yolları yeniden kesişiyor. Savaşın ardından yürütülen Göçmen Rehabilitasyon Projesi’nde biri Girne, biri Lefkoşa tarafında görev alırken sürekli iletişim hâlindeler. Çizenel, Ünal Çağıner’in o yıllarda “bir gün büyük bir turizm yatırımcısı olacağını” hiç düşündürmeyen, içine dönük ama zihni sürekli çalışan bir karaktere sahip olduğunu söylüyor. Ancak konuşmalarındaki olgunluk, değerlendirmelerindeki derinlik ve hayata bakışındaki netlik, onun ileride büyük işler başaracağının sinyallerini veriyor.
Röportajın en güçlü bölümlerinden biri, Ünal Çağıner’in iş hayatına girişinin anlatıldığı kısım. Çizenel, Acapulco’dan önce kurulan Ak Günler Turizm dönemini yakından yaşamış biri olarak o yılların imece ruhunu aktarıyor. Logolar, grafik tasarımlar, ofis düzenlemeleri… O günlerde para ikinci planda; dostluk, dayanışma ve üretme çabası ön plandadır. Ak Günler’in kısa sürede büyümesi, Ünal Çağıner’in organizasyon yeteneği ve pazarlama zekâsıyla birleşince sektörde bir ilk hâline gelir.
Ünal Çağıner’in en belirgin özelliklerinden biri, Çizenel’e göre, yapacağı işin bütün detaylarını kafasında tek tek çözmesi ve sonra uygulamasıdır. Bu özellik, Acapulco’nun ilk bungalovlarından çiftliklerine kadar her projede kendini gösterir. Çizenel, Acapulco’nun henüz yeni geliştiği yıllarda Tarsan Çiftliği için istenen etiket tasarımlarını hazırlayışını ve Çağıner’in her ayrıntıya olan hassasiyetini gülümseyerek anlatıyor. Et, süt, hellim, tavuk… Ünal Çağıner’in kurduğu bu üretim zinciri, bir otelden öte tam teşekküllü bir ekosistem yaratmıştır.
Röportaj, aynı zamanda Ünal Çağıner’in kişiliğine dair içten bir portre sunuyor. Çizenel, onun zaman zaman yalnız kalmak için tepelerde bir hamağa gidip dinlendiğini, bunun da onun hem duygusal hem de yaratıcı tarafını gösterdiğini söylüyor. Ünal Çağıner’in sol bir gençlik hareketinden zamanla daha milliyetçi bir çizgiye evrildiğini, fakat bu dönüşümün hiçbir zaman dar bir siyasi amaç taşımadığını; daha çok Kıbrıs’ın geleceğini kendi perspektifinden değerlendirmesiyle ilgili olduğunu vurguluyor.
Çizenel, Ünal Çağıner’i “tam bir ada insanı” olarak tanımlıyor: Kıbrıs’ın ihtiyaçlarını, sorunlarını ve potansiyelini bilen; bunları büyük projelere dönüştürebilen; sınırlı imkânlara rağmen uluslararası ölçekte işler başarmayı mümkün kılan bir vizyoner. Savaşın hemen sonrası, kredi imkânlarının yok denecek kadar kısıtlı olduğu günlerde böylesi projeleri hayata geçirmek, Çizenel’e göre “mucizeye yakın” bir başarıdır.
Röportaj, Ünal Çağıner’in çocuklarını da anmadan tamamlanmıyor. Çizenel, Dimağ Çağıner ve İçim Çağıner Kavuklu’nun babalarından devraldıkları prensipleri sürdürdüğünü; ilkeli ve disiplinli çalışma anlayışını geleceğe taşıdıklarını gururla ifade ediyor.
Son cümlelerinde ise duygularını gizleyemiyor: “Onu özlüyorum. O süreçleri beraber kutlamak için bir kadeh tokuşturmak isterdim. Çünkü çok başarılı bir adamdı.”
Bu röportaj, yalnızca bir iş insanının hikâyesi değil; bir dostluğun, bir adanın, bir dönemin ve bir vizyonun hafızasıdır.
(0:10 - 0:27)
Ünal Çağıner'i ben 74'ten önce tanıdım, yani Limasol'da. Bunlar Ankara'ya siyasala giden 3-5
öğrenciydi. Bunlardan birisi de gene onun çok yakın arkadaşı Özel Tahsin'di.
(0:27 - 0:43)
Özel de benim, benim de çok yakın arkadaşımdı. Dolayısıyla Ünal'la bu şekilde, ilk Ünal'ı öyle
tanıdım. Sonra bunların Ankara'daki maceraları böyle Kıbrıs'a mektup olarak geliyordu.
(0:44 - 1:07)
Yani Özel'le mektuplaşıyordum ve bu okulun ne kadar muhteşem bir okul olduğunu, hatta
Kazgan diye bir dergi çıkarıyorlardı. Bu okulun yıl sonu, bir de inek bayramı vardı. Tabii tabii
müthiş bir okul ve tabii Türkiye'nin birçok diplomatı, birçok siyasetçisi hep o okuldan
yetişmiş.
(1:07 - 1:26)
Ünal da çok çalışkan bir öğrenciydi. Fakat esas ilginç tarafı, tatillerde Kıbrıs'a döndükleri
zaman, köy köy dolaşıp forum yapıyorlardı. Yani aydınlatma, aydınlanma forumları
yapıyorlardı.
(1:27 - 1:45)
O zaman Türkiye'de 68 kuşağı üstünden kurulan bir devrimci hareket vardı. Ve Ünal da bu
hareketin Kıbrıs ayaklarından biriydi. Yani bunu söylemem lazım.
(1:46 - 1:58)
Sonra çok fazla görüşemedik. Ben akademiye gittim. Ünal mezun oldu, Kıbrıs'a döndü ve
74'te artık karşılaştık.
(1:59 - 2:28)
Göçmen Rehabilitasyon Projesi'nde, yani savaştan hemen sonra esir kampından ve yer
değiştirmek durumunda kalan aileleri laptop arabaya yerleştirmek için öyle büyük bir
projede ben yer aldım. Ünal da Girne ayağında görev almıştı. Ama çok yakın paslaşıyorduk.
(2:28 - 2:47)
Tabii bu proje bir bütündü. Dolayısıyla görüşebiliyorduk. Konuşmaları, dünyaya bakış açısı
değerlendirmeleri, yani yaşama dair ve siyasete dair çok kuvvetli fikirleri vardı tabii.
(2:47 - 3:10)
Yani çok iyi bir okuldan çıktıktan sonra o donanımın yansımalarını görüyorduk tabii. Yani o
çok özel bir yerde olduğu belliydi. Fakat onunla çok daha yakın olmamız ilk iş, ilk projesinde
oldu.
(3:11 - 3:28)
Akgünler diye bir turizm ajantası kurdular. Ve tabii biz o durumlarda, o sıkıntılı günlerde
herkes birbirine dayanışıyordu. Yani ben Ünal'ın bu projesine çok desteklerdim.
(3:28 - 3:48)
Yani grafiklerini yaptım, logosunu yaptım, ofislerinin dekorasyonunu yaptım. Ve bütün bunlar
o yakın arkadaşlığımızın paranın sözünün geçmediği bir yerden kuruluyordu. Yani bir imece
gibi.
(3:48 - 4:01)
Sonra o çok başarılı olduğu bir iş oldu Ünal'ın. Onu herkes çok yakından izledi. Yani Akgünler
giderek çok büyük bir şirket oldu.
(4:02 - 4:25)
Hatta Kıbrıs'ta olmayan ve o savaş sonrası çok sıkıntılı günlerin, çok yokluk içindeki günlerin
lojistiğini yapabilecek durumda bir pazarlama şirketi bile kurmuştu. Bazı tabelalarını da bana
yaptırdı yani. Ayrıca onu söyleyeyim.
(4:25 - 4:45)
O bölgeye ilk Bungalovları düşündüğü zaman benimle konuşmuştu o konuyu. Yani böyle bir
projemiz var. Bunu bir broşürle de duyurmak istiyoruz.
(4:46 - 5:15)
Daha inşaat başlamadan biz bir broşürle bu projenin perspektiflerini ve temsili durumunu
yaptık. Yani ilüsre ettik. Yani önce turizmle başladı tabii ama bu turizmin ruhu, bu misafir
edilecek turist kalitesi ve ona hizmet verilecek mekanların nasıl kurulacağına dair bir fikri
vardı.
(5:16 - 5:33)
Mesela Acapulco gelişmeye başladı. Sonra gene beni bir gün aradı. Dedi ki Emin dedi biz bir
çiftlik kurduk Tarsan ve acele etiket yapman lazım.
(5:34 - 5:49)
Paket etiketi yani bir kampanya başlatacağız. Ve ben Tarsan'ın ilk şeylerini yaptım. Yani çiftlik
kurdu işte tavuk eti çıkarıyor, hellim yapıyor.
(5:50 - 6:01)
Benim anılarımda çok böyle imlediğim bir şey var. Rahatlamak istediği zaman da tepelerde
bir aracı vardı. Oraya bir hamak kurmuştu.
(6:02 - 6:11)
Gidip o hamağa yatır ve öyle dinlenirdi. Bir defa da beni götürdü oraya. Enteresan bir
adamdı.
(6:11 - 6:21)
Ben onu hakikaten çok sevdim. Çok ziyaret ettim her zaman. Son zamanlarında da birkaç
defa görüştük.
(6:21 - 7:00)
Zaten Ünal, Malyalı’ydı yani benim doğduğum köydendi o da. Dolayısıyla ayrıca bir de böyle
bir kimya yakınlığımız vardı. Ünal'ın solcu yanı yani sol düşünceyle başlayan üniversitedeki
siyasi görüşü Kıbrıs'ta giderek daha milliyetçi, daha sağ bir tarafa evrildiği zaman biz eyvah
dedik yani siyasete mi girecek? Fakat hiç öyle bir niyeti yoktu.
(7:01 - 7:25)
Kıbrıs'ın kendine göre bekasının daha çok o görüş üstünden inşa olabileceğine inanıyordu.
Ünal ağdalı bir Kıbrıslıydı. Ve tam bir ada karakteristiği taşıyan, adanın hangi durumlara
ihtiyacı olduğunu çok iyi çözmüş.
(7:26 - 7:48)
Kafasında çok iyi çözmüş ve o doğrultuda proje üreten bir birisiydi. Benim çalışmalarıma,
benim sanatıma, benim bu konuya çok derinden gönül vermeme çok saygılıydı. Bunu her
zaman bana hissettiriyordu.
(7:50 - 8:09)
Dolayısıyla hiç kuşkusuz ve hiç başka tercih yapmadan yapmak istediği bu konuda yani benim
yapabileceğim konularda neye ihtiyacı varsa hep bana geldi. Ünal'ın bu büyük başarısı çok
kolay olmadı tabii. Yani çok cebelleşti.
(8:10 - 8:39)
Çünkü çok sınırlı olanaklarla bu ülkenin kredi olanakları da dahil olmak üzere ve bir de
ateşkes durumunda bir adada bu kadar uluslararası çapta iş becermek çok kolay değil. Buna
rağmen Ünal bu ilişkileri kurabilecek beceriyi de gösterdi. Çok kolay olmadı ama işte Ünal'ın
farkı bu.
(8:39 - 8:55)
Hiçbir zaman imkansız yoktur. Bir şeyi çok istiyorsan ve ona çok çalışıyorsan ama çok
istiyorsan yapılamayacak hiçbir şey yok. Ünal böyle bir mucize yarattı.
(8:55 - 9:12)
Onu özlüyorum. Onunla bir kadeh tokuşturmak isterdim. Yani bütün o ilk başlangıçtan
sonuna kadarki bütün o süreçleri, o çok başarılı ama çok zorlu süreçleri kutlamak için bir
kadeh tokuşturmak isterdim.
(9:13 - 9:15)
Çünkü çok başarılı bir adamdı o.