Dimağ Çağıner, Ünal Çağıner’i iki ayrı yönüyle anlatıyor: ailesine karşı daha özgür bırakıcı bir baba, iş hayatında ise disiplinli, sert ve vizyon sahibi bir kurucu. Çocukluk yıllarında daha uzakta duran bir baba figürü olsa da, ilerleyen yaşlarda onun hayatındaki en güçlü güven kaynaklarından birine dönüştüğü ifade ediliyor.
Ünal Çağıner’in daha çocukluk yıllarında otel kurma hayali taşıdığı ve bu hayali, imkânsız görülen şartlarda bile adım adım gerçeğe dönüştürdüğü vurgulanıyor. Güvenceli bir memuriyeti bırakıp belirsizliğe yönelmesi, onun cesaretini, iradesini ve kendi vizyonuna duyduğu güçlü inancı gösteren en önemli dönüm noktalarından biri olarak öne çıkıyor.
Röportaj, savaş sonrası Kıbrıs’ın yıkım ve yoksunluk içindeki atmosferini güçlü biçimde yansıtıyor. Elektriğin, suyun ve altyapının sınırlı olduğu bir dönemde Ünal Çağıner’in sıfırdan turizm hayali kurması ve bunu hayata geçirmesi, yalnız ticari değil, aynı zamanda büyük bir ruhsal dayanıklılık ve toplumsal sorumluluk örneği olarak anlatılıyor.
Dimağ Çağıner, annesi Tangül Çağıner’in aile içindeki belirleyici rolünü özellikle vurguluyor. Ünal Çağıner dış dünyada üretirken ve mücadele ederken, Tangül Çağıner evde düzeni, huzuru ve çocukların eğitimini ayakta tutan temel güç olarak anlatılıyor. Böylece bu hayat hikâyesinde, ailenin başarısının iki güçlü karakterin ortak emeğiyle kurulduğu görülüyor.
Ünal Çağıner’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, kriz anlarında sakin kalabilmesi ve güven veren bir liderlik sergilemesi. Sert ve mesafeli bir yönetici gibi görünse de, insanların hayatına dokunan, yardımlarını gösterişsiz yapan ve çevresinde derin bir saygı uyandıran bir karakter olduğu anlatılıyor. Onun etkisinin sadece ailesinde değil, çalışanlarında ve toplumun farklı kesimlerinde de kalıcı izler bıraktığı ifade ediliyor.
Bugün Acapulco ve bağlı işletmelerin hâlâ Ünal Çağıner’in kurduğu anlayış ve sistem doğrultusunda sürdürüldüğü vurgulanıyor. Dimağ Çağıner, kendi yönteminin babasından farklı olduğunu söylese de, onun vizyonunu, ülkeye hizmet etme anlayışını ve değer üretme sorumluluğunu taşımaya devam ettiğini belirtiyor. Bu röportaj, bir iş insanının geride yalnızca yapılar değil, yaşayan bir düşünce biçimi bıraktığını güçlü biçimde ortaya koyuyor.
(0:11 - 0:55)
Ünal Çağıner ve Tangül Çağıner'in ikinci evladı. Tek oğullarıyım. Türkiye'de eğitimimi
tamamladım.
Bilkent Üniversitesi iktisat mezunuyum. Ankara'da okumamız konusunda ailemizin çok böyle
baskısı vardı. Biz hep Ankaracıyız.
Annem Olgunlaşma Enstitüsü, babam Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi. İçim Hacettepe
Üniversitesi. Ünal Çağıner farklı bir kişilikti.
Sadece iki tane Ünal Çağıner vardı. Ailesi için Ünal Çağıner, bir de işi için Ünal Çağıner. Ailesi
için kendinden fazla ne olmak istediğinle alakalı böyle bir politikası vardı.
(0:56 - 1:11)
Yani olmamız gereken şey olmamız gerektiği konusunda böyle bir serbest bırakmışlık vardı.
Daha doğrusu bana bırakmıştı, içimi bırakmamıştı. İçim Amerika'yı kazanacaktı.
Kazanmıştı daha doğrusu. Son anda onu vazgeçirdim. Hayır Türkiye'de okuması gerekiyor
demişliği var.
(1:11 - 1:27)
Ama benim konumda herhalde Ankara'da okuyacağım veya Türkiye'de okuyacağım demin
olduğu için biraz daha serbest bırakmış beni. Belki otelcilik okumam konusunda daha bazı
telkinleri olmuştu. Siyasal olmayacaksa Ankara Üniversitesi ama ona benzer iktisat mezunu
oldum.
(1:28 - 1:48)
Dolayısıyla tahmin ederim beklentilerini karşılamış olduğum bir eğitimden geçtim herhalde.
Burası Acapulco, onun evi, hayali. Dolayısıyla burayı yaratmakla o kadar çok meşguldü ki,
birlikte geçinmemiz gereken baba, oğul veya aile zamanını ayırmaması neden oldu.
(1:49 - 2:07)
Dolayısıyla annemle ilgili sorarsanız çok şey anlatabilirim size çocukluğumuzda veya onun
geçmişiyle alakalı. Çünkü öyle ortamlarda çok bulunuyorduk. Ama babamla daha fazla iş
ortamında veya akşamları başkalarıyla yapmış olduğu sohbetlerde daha fazla tecrübe
ediyorduk.
(2:07 - 2:18)
Onun geçmiş hayatını öğreniyorduk. Veya annemden duyduğumuz kadarıyla çocukluk
yaşlarından itibaren olacak nasıl bir insan olacağı konusunda işaretleri vermiş. İdealistmiş
mesela.
(2:18 - 2:40)
Bunu hatırlıyorum annemin anlattıklarından. Hayvancılık yaptıkları, çobanlık yaptığı
dönemden, zeytin topladığı döneme kadar orada anladılan hikayeler babamın liderlik
duygusunun içinde barındırdığıydı. Öğrencilik zamanlarından da bunu arkadaşlarına
anlattıklarından anlıyoruz ki, lider bir şahsiyetti.
(2:40 - 2:50)
Hep idealleri vardı. Belki tarladaydı, belki hayvancılık yapıyordu ama hayalinde bir otel sahibi
olmak vardı. Yani bu şöyle bir şey.
(2:51 - 3:04)
Mağara zamanında insanlar duvarlara bazı resimler çizer. O çizmiş oldukları resimlerde siz
onların acaba uzaydan birileri mi geldi diye düşünüyorsunuz. Çünkü yaşandıkları zamanda o
örnekler yok.
(3:04 - 3:18)
Şimdi birileri yaşanan zamanın örneklerini değil de hayallerini çizdiği zaman tabii diğer bunu
gören insanlar için o mucize gibi geliyor. Çünkü siz bilmiyorsunuz, görmemişsiniz. O onun
resmini çiziyor.
(3:18 - 3:28)
Ünal Çağıner'de bence tam böyle birisiydi. O mağaralarda kendi hayallerini çizdi ve anlattı. Ve
o zamandaki insanlar, ailesi de dahil olmak üzere ona kimse inanmadı.
(3:28 - 3:42)
Bu mesela hep aklında kalan bir şeydi. Yani Ünal Çağıner denildiği zaman bir zaman
döneminde Acapulco'yu yaratmaya başladığı dönemlerde deli Ünal diye bir tabir kurdu.
Mesela Acapulco içinde yerini seçtiği zaman bak bu deli Ünal'a.
(3:42 - 4:05)
Girdev'den bu kadar uzakta, yolu yok, asfaltı yok, elektrik yok, suyu yok. Girdev'den
çıkacaklar veya Türkiye'den gelecekler de burada tatil yapacaklar. Bu adam bunu çocukluk
yaşlarında zeytin topladığı yerde otelcilik yapma konusunda hayalleri geliştirebilmiş bir
şahsiyetten bahsediyoruz.
(4:05 - 4:28)
Bu işte Ünal Çağıner'in küçüklükten gelen aslında büyüdüğü zaman işte Kıbrıs'ın şartlarına
göre turizm yapalım değildi. Aslında doğuştan gelen bir yeteneği olduğunu gösteriyor. Farklı
bir akılda, farklı bir vizyonda olduğunu ve hayal gücünün aslında ne kadar normalin dışında
ileride olduğunu gösteren ve bir girişimcilik arzusu içerisinde olduğunu.
(4:28 - 4:36)
O sadece o anı bekledi. Yoksa o baştan kararını vermiş. Çocukluk yaşlarında bu kararını
vermişti zaten ne olacağıyla ilgili.
(4:36 - 4:45)
Çünkü babam çok önemli bir görevdeydi. Yani şöyle önemli bir görev. 74 sonrası, iş
bulunması çok zor bir dönemde devlete giriyorsunuz.
(4:45 - 4:51)
İşte inkişafla, iskanda ilgili bir bölümdesiniz. İnsanları yerleştireceksiniz. Çok önemli bir vazife.
(4:51 - 5:07)
Çünkü o zaman inanılmaz bir potansiyeli olan boş bir kere mülkiyetleri birbirine vereceksiniz.
Karakter olarak babamın hep bir aile vardı ve orada babam istifasını verdi ve bu hayatı seçti.
Öyle bir zamanda böyle bir hayatı tercih etmek için her şeyden önce cesur olmanız gerekiyor.
(5:07 - 5:26)
Ve hayal etmiş olduğunuz hayallere güvenmeniz gerekiyor. Ve çok ilginç etrafta güvenecek bir
şeyiniz yokken kendinize bu kadar ve hayallerinize bu kadar güvenebilmeniz için çok sağlam
bir karakteriniz olması gerekiyor. Ünal Çağıner’de bence temel unsur aslında mayasında da
evet cesurdu, vizyonerdi ama sağlam bir karakteri vardı.
(5:26 - 5:37)
Çok kolay bir şey değildi. Herkesin size yapmayın. Babaannemin mesela babamın bu memur
hayatına ayrılmasıyla ilgili ağladığını anlatırdı annem.
(5:38 - 5:59)
Yani savaş sonrası her tarafta da hala barut kokularının olduğu. Bizim Girne'deki evimizin
neredeyse karşı tarafında gömülü cesetlerin çıkmış olduğu bir dönemden bahsediyoruz. O
dönemde Ünal Çağıner bunları hayal edip böyle bir memurluktan vazgeçerek cebinde 5
kuruş para olmadan ben böyle bir şey yaratacağım diye çıktı.
(5:59 - 6:28)
Bence bu kırılma noktası için o an olmuş olma bir şey olamaz. Yani ruhunda olan bir şey,
genetiğinde mayasında olan bir şey olması gerekiyordu ve böyle oldu. O zamanki şartlar
düşündüğünüz zaman hala da bugünkü aklımızda Ünal Çağıner'in bir şekilde genetiğini alan
bizler, içim adımda ben de sonuç itibariyle biz de girişimci ruhumuzu Ünal Çağıner'den aldık
ama bize, yani bugün ben empati yapıyorum o zamana gitsem bunu alabilir miydim?
Alınabilecek bir zamanda alınacak bir karar değildi.
(6:29 - 6:39)
Onu farklı kılan buydu. Yani biz küçüklüğümüzde işte kurşun izlerinin olmuş olan bir evin
içinde büyüdük. Öyle düşünün ki bizim büyüdüğümüz yer iyi bir yer.
(6:39 - 6:48)
Yani karşı tarafımızdaki selve ağaçları yanıktı. Ben bu küçüklüğümde hatırladığım manzaralar
bunlar. Bizim kaldığımız evin manzaraları buydu.
(6:48 - 7:00)
Böyle bir küçüklük döneminde Ünal Çağıner böyle bir şeyi çizebildi, hayatı çizebildi.
Dolayısıyla savaş sonrasını hayal edin. Yani bugün Gazze'den savaşın bittiğini düşünün
Gazze'de.
(7:01 - 7:08)
Savaş sonrasındaki birinci gününüzü düşünün. Ne var? Her taraf yıkık dökük, hayat yok. Yani
her şeyin sıfırdan başlaması lazım.
(7:08 - 7:24)
Tam olgunlaşma çağında, bir olgunlaşma çağında da bu tecrübeleri yaşadığı zaman artık
hayata daha sağlam, daha sıkı, daha çok çalışarak başlaması gerektiği inancıyla başladı.
Babam tabii yani esir düştü. Esir mübadelesiyle tekrar bu tarafa geçti.
(7:25 - 7:35)
O dönemde annem çok büyük olmuştu zaten. Şu anda işte bizim ilk yerleşmiş olduğumuz
evin tercih edilmesi sürecinde. O evde elektrik yok, su yok, hiçbir şey yok.
(7:35 - 7:48)
Ünal Çağıner vizyonuyla, yaptıklarıyla sıra dışı bir insandı. Tangül Çağıner olmamış olsa çok
net söyleyeyim Ünal Çağıner olmazdı. Yani bunu da çok net görebildiğimiz bir şey.
(7:48 - 8:06)
Kendi öz hayatımıza baktığımız zaman orada sonuçta Ünal Çağıner hayata başlayabileceği
evini, içeriye girip esir çıktıktan sonra duş alabilecek evi hazırlayan yine bir kadındı. Savaş
sonrası olduğu için aslında bir eşitlik vardı. Herkes etrafımızdaki herkes mutluydu.
(8:06 - 8:26)
Çünkü birinci temel olan nokta herkes yaşıyordu. Komşuluk vardı, aile bağları vardı, dostluk
vardı, bir iç huzur vardı ki o dönemde maddi imkansızlıkların en üst seviyede olduğu,
babamın işi yok. Acapulco dediğimiz nokta memurluktan ayrıldıktan sonrası aslında bizim
ekonomik olarak sıkıntılarımızın başladığı döneme denk geliyor.
(8:26 - 8:44)
Yani Acapulco'nun varlığı daha çok sıkıntılı bir hayatın yaşanmasının sürecini başlattı aslında.
Ama evde annemizin yaratmış olduğu güzel ortam çocukluk çağımızın en azından çok mutlu
geçmesine vesile oldu. Benim için anne ve babam annemdi.
(8:44 - 8:59)
Dolayısıyla baba figür olarak güçlü bir karakter ama uzakta bir karakter. Yani evin içinde olan
güçlü bir karakterden bahsetmiyoruz. Dolayısıyla tam babalık işte başınız ağrıdığı zaman
aradığınız kişi değil baba, anne.
(8:59 - 9:23)
Bizden daha uzakta, Acapulco'da yaşayan, bize babalık yaptığını hissettiğimiz ama fiziksel
olarak hayatımızın, gündelik hayatımızın içinde olmayan bir kişiydi. Sürekli olarak annem de
bunu bizim için yaptığını anlatıyordu. Hiçbir zaman annem babamın uzakta olmasını bize
sorun ettirmedi, konuşturtmadı, konuşmadı.
(9:23 - 9:39)
Dolayısıyla bunun normal bir şey olabildiğini hissettirmeye çalıştı. Dolayısıyla gündelik
hayatımız, eğitim hayatımızın içerisinde babamın pek bir yeri yoktu. Ama baba figürü benim
için özellikle üniversite çağından sonra hayatıma girmeye başladı.
(9:39 - 9:47)
Çok iyi hatırlıyorum. Üniversitenin ikinci senesinde babam beni her gün aramaya başladı. Ben
bir süre sonra şüphelendim, annemi aradım.
(9:47 - 10:04)
Dedim babam beni her gün arıyor. Babam dedim hasta mı? Çünkü hayatımda olmayan bir
baba, üniversite çağına gelmiş bir erkek çocuk için her gün arıyorsa normalin dışına çıktık
artık. Belli bir noktaya geldikten sonra aile kavramını daha ön plana çıkarmaya başladı.
(10:04 - 10:14)
Üniversite zamanından sonra ise baba figürü benim için çok daha önemli olmaya başladı. Çok
kolay birisi değildi. Aklımda kalan çocukluk yaşlarımda çok kolay birisi değildi.
(10:15 - 10:24)
Genellikle gergin birisiydi. Akşamları yüzünün daha çok güldüğü birisiydi. Gündüz uyandığı
zaman mesela sert birisi olduğunu hatırlıyorum.
(10:25 - 10:32)
Şöyle çok ilginç bir çizgisi vardı. İşle her zaman için katıydı. Özel hayatlar ise tam o kadar da
rahattınız.
(10:32 - 10:40)
Hem babaydı bana, hem benim patronumdu. Çok aslında kolay değildi. Onu söyleyebilirim.
(10:40 - 10:54)
Çünkü babam karıştırmasa bile ben karıştırıyordum günün sonunda. Ona gidip
danışabileceğim zamanla, babalık yapması gerektiği zamanla, patronum olduğu zamanla ben
karıştırıyordum. Dolayısıyla çok fazla iletişime geçmek bazen işime gelmiyordu.
(10:55 - 10:59)
Çok önemli olan bir şey var. Acapulco'da o odadaydı. Onu biliyorduk.
(10:59 - 11:15)
O çok önemliydi bizim için. Ve başımı sıkıştığı anda öyle bir karakter vardı hayatımızın
merkezinde. Ünal Çağıner bunu halleder ve gerçekten de krizi yönetebilme ruhsal genişliği
vardı.
(11:16 - 11:34)
Normal gündelik hayatınızda size huzursuzluk verebilen birisiydi iş hayatınızda. Normal her
şey iyi giderken Ünal Çağıner'in varlığı huzursuzluk yaratabiliyordu. Kriz olduğu anda da size
inanılmaz bir huzur veren birisiydi, güven veren birisiydi.
(11:34 - 11:45)
Yani böyle belki baktığınız zaman baba karakteri de tam da buna uyuyor. Babanın güvenli bir
liman olması, babanızın başınızda olması. Ben tabii babam vefat ettikten sonra daha çok
bunu anlamaya başladım.
(11:45 - 11:52)
Babamdan önce çok cesurdum. Çünkü babam vardı. Babam vefat ettikten sonra ben eski
lima değilim kendime göre.
(11:52 - 12:03)
Kendi yaptığım iş hayatımdaki aldığım kararlara göre. Çünkü artık Ünal Çağıner yok.
Dolayısıyla o boşluğu ilerleyen yaşlarda bu zamanlarda onsuzlukta daha fazla hissetmeye
başladım.
(12:04 - 12:09)
Tabii ki özlüyorum. Annemi daha çok özlüyorum. Bu yetişmeyle de alakalı.
(12:09 - 12:26)
Çocukluk yaşınızdaki o boşluğu kimin doldurduğu çok önemli değil. Baba figür olarak, güç
olarak, liman olarak, güven olarak, varlık olarak tabii ki çok özlüyorum. Ama zamanı geri
alacak olsam, birini görmem gerekirse o zaman geri gittiğimde annemizi tercih ederim.
(12:27 - 12:39)
Çok ilginç. Tangül Çağıner'in etki ettiği alan, Ünal Çağıner'in etki ettiği alandan daha fazlaydı.
Ünal Çağıner’in boşluğunu İçim Hanım'la ben doldurabilirim iş hayatında.
(12:39 - 12:49)
Veya bizden sonra gelecek olan nesil bile o misyonu doğru alıp götürebilir ama Tangül
Çağıner'in boşluğunu dolduramadık. İçim Hanım bunu bir süre aile içerisinde denedi.
Denemeye devam ediyor.
(12:50 - 13:13)
Başlangıçta yapabiliyordu ama sonraki dönemlerde hayatında GİKAT diye bir derneğe
girdikten sonra mesela aile kısmı boşaldığını ben çok net görebiliyorum. Mesela annemin
boşluğu daha çok insanı etkiledi. Yani bu sadece aile içerisindeki yakın aile, çekirdek aile,
etrafımızdaki aile dışında birçok insanı inanılmaz derecede etkiledi.
(13:13 - 13:32)
Çünkü o insanların gerçek anlamda yaşadıkları gündelik hayatındaki bir boşluğu dolduran bir
karakterdi Tangül Çağıner. O anlamda onun boşluğu biraz daha zor doluyordu. Sonuçta erkek
evladıyım, onun yerini doldurması beklenen kişiyim ama öyle birisi ki bugün Atatürk'ün
ilerine bir lider koyamazsın.
(13:32 - 13:45)
Sonuçta bizim ailemizin de Atatürk'ü Ünal Çağıner'di. Onun yerine birini koyamazsınız. Ama o
tabii o dışarıdan beklenti ona benzer birinin olması ama tabii ki yetiştirme şartlarınız,
karakteriniz farklı.
(13:46 - 14:00)
O büyük bir zorluk yaratıyor iş hayatımızda, gündelik hayatımızda. Sürekli olarak Ünal Çağıner
olmuş olsaydı ne karar verdi. Özellikle Acapulco ve Ünal Çağıner'in iştiraklerinin yönetiminde
onun tarzıyla devam edebilme gibi bir mesuliyetimiz de var.
(14:00 - 14:06)
O anlamda önemli. Hala da Acapulco'yu ben söylüyorum. Kayınpederim bana vefat ettikten
sonra sormuştu.
(14:07 - 14:15)
Nasıl yönetiyorsunuz Acapulco'yu? Babam yönetiyor dedim. Herhalde yanlış, dilimi
sürçtüğünü sandı. Hala da Ünal Çağıner yönetiyor Acapulco'yu.
(14:15 - 14:21)
Bu çok net. Bundan gurur duyuyoruz. Çünkü köyden çıkmış bir insan vefat ediyor.
(14:21 - 14:26)
İki tane evlat bırakmış. İşinin başında. Ve hala da Ünal Çağıner'i idare ediyor.
(14:26 - 14:30)
İçim Hanım imza atıyor. Ben imza atıyorum. İçim Hanım onun toplantıyı yapıyor.
(14:30 - 14:37)
Ben başka bir şeye sahip çıkıyorum ama. Hala da Ünal Çağıner'in kurmuş olduğu sistemle
yönetiyoruz. Bu inanılmaz bir şey.
(14:37 - 14:46)
Çünkü adam turizmin olmadığı dönemde bir otel yaratıyor. Türkiye'de otel yokken Kıbrıs'ta
otelciliği başlatıyor. Ve günün sonunda vefat ediyor.
(14:46 - 14:53)
Ve hala da onun kurmuş olduğu sistem devam ediyor. Bu adam turizm okumadı. Bu adam
turizmin için dünyayı gezip dolaşmış birisi değildi.
(14:53 - 15:01)
Ama kurmuş olduğu sistem. Hala da geçerliliğini devam ettirdiği için biz bunu bozmadık.
Babamla bizim iş bakış modellerimiz o kadar farklıydı ki.
(15:01 - 15:14)
Sonuçta hizmet sektörü bir tüketici kararıyla değişen bir sektör. Yönetici kararıyla değil.
Acapulco’da değişmesi gereken birçok konuda anlaşmazlığımız vardı.
(15:14 - 15:25)
Son bir, bir buçuk senesinde hiçbir işe karışma işini ben yaşadım. Mesela bunu
beklemiyordum ben. Babam vefat edileceği güne kadar, son güne kadar patron o olur ve
onun dedikleri olur.
(15:25 - 15:35)
Tarzında bir insan olarak babamı tasvir ederdim. Zaten büyüklüğü de Ünal Çağıner burada
çıkıyor. Ünal Çağıner kendine dur demesi gerektiği zamanı bildi.
(15:35 - 15:39)
Biz bunu anlayamadık ilk başlangıçta. Ben anlayamadım. Ben bir şey yapmak istiyorum.
(15:40 - 15:46)
Onun kesinlikle hayır diyeceği bir şey. Şurayı şöyle yapmak istiyorum. Sen birisin babam.
(15:46 - 16:00)
İçim alın, içimle konuşun, anlaşın yapın. Bunu ilk söylediğin zaman herhalde hayırın bir başka
türü diye düşündüm. Bunun gibi 3-5 tane önlem olduğu zaman ki o zaman rahatsızlığı vardı
ama birinci yerindeydi.
(16:01 - 16:17)
İstediğine müdahil olabilirdi. O kararı verdiği zaman, o karar olacağı bir dönemde aslında
devretliğiyle alakalı. Bir de nerede anladım bunu? Babam vefat ettikten sonra, ertesi iş
günlerinde, işe başlamak zorunda olduğumuz dönemde, içimle odasında, ofisinde toplandık.
(16:18 - 16:23)
İmza atmamız gereken banka hesapları, konuları vardı. Onları attık. Ben çıktım odada.
(16:24 - 16:40)
Yani şöyle bir şey, sen ne yapacaksın, ben ne yapacağım diye bir toplantı yapmaya ihtiyacı
duymadık. Bu Ünal Çağıner'in aslında bütün işleri bizim bile farkında olmadığımız bir zaman
dilimin içerisinde bize tümden devretliğiyle alakalı. İçim hanımı yetiştirmiş.
(16:41 - 17:13)
Bana hep şey derdi, pazarlama derdi, pazarlama, pazarlama, pazarlama. Şimdi bakıyorum,
benim otomatik olarak hayal ettiğim her şey pazarlama ile alakalı ve öyle güzel içimle beni
bölmüş ki, şu anda benim pazarlama ile ilgili bildiğim, konuştuğum otel ile içim konuları hiç
bana haberi yok. İçimin otelin diğer konularla ilgilendiği konularla benim haberim yok,
sormuyorum.
O da bana sormuyor. Yani Ünal Çağıner bir şekilde hepsini programlamış, planlamış. En
azından şunu hatırlayabiliyorum, üniversiteyi ben bitirmeye yakın dönemde bana bu konuları
konuşmaya başlamıştı.
(17:13 - 17:21)
Hep bana pazarlama diyordu. Çünkü benim dışa dönük bir insan olduğumu biliyordu. Masa
başı duramayacağımı o benden daha iyi anlamış.
(17:22 - 17:32)
Beni hep o noktalarda yetiştirmek istemiş, öyle yetiştirmiş ve zaten ben de ancak onu
yapabilirmişim. Diğerini yapamazmışım. Babamın iş yapma modeli ile benim işimi yapma
modelim çok ters birbirine.
(17:32 - 17:49)
Belki aynı vizyondayız, aynı yere bakıyoruz, aynı şeyi görüyoruz ama ilerleme şeklimiz
tümden farklı. Kim daha haklı derseniz, Ünal Çağıner'in modeli daha böyle iş adamı olarak
daha doğru, daha disiplinli. Ben Ünal Çağıner'in ayak izlerinden giden birisi değilim.
(17:50 - 18:02)
Ünal Çağıner'in vizyonunu çok iyi bilen birisiyim. Fırsatları nasıl gördüğünü çok iyi
öğrendiğimi biliyorum ama gideceğim yolu kendi yöntemimle gidebileceğimi biliyorum.
Onun yöntemini taklit edemem.
(18:02 - 18:17)
Çünkü o karakter, o duruş, o zeka bende yok. Bende olmayan bir şey bende varmış gibi
hareket etsem hata yapacağım. O yüzden bence izlediğim yöntemler konusunda bana çok
kızardı, sonuçları konusunda takdir ederdim.
(18:17 - 18:24)
Son dönemlerde bana nasihat olarak tek bir şey söylerdi. Mesela çok çalışma. Ben çalışkan
birisi değilim.
(18:25 - 18:33)
Ben sadece daha çok tembel olabilmek için şimdi çalışmam gerektiğini biliyorum. Bana tek
verdiği bir nasihat var Ünal Çağıner'in. Çok konuşma.
(18:34 - 18:41)
Ama tabi sonuçta ben pazarlamayla uğraşan birisi olduğum için benim işim konuşmak. Ama
tek buydu. Mesela dikkat ediyorum bana başka bir şey de diyebilirdi.
(18:42 - 18:46)
Ya şuna dikkat et, şuna hayır. Çok konuşma. Fakat o konuda haklı olduğu bir nokta.
(18:47 - 19:03)
Nereye gitmesi gerektiğini, ne gördüğünü ben Ünal Çağıner'in gördüğü resmi görüyorum.
Yollar, gidiş yolları birbirinden çok ayrı. Şöyle, vefat ettikten sonra aşağıda resepsiyonun
önünde üstünden geçmiş 6-8 ay sonra bir tane yemek vardı başka birilerinin.
(19:03 - 19:11)
Oradan çıkan kişiler beni tanıdılar. Geller dediler ben senin babanın arkadaşıyım şöyle böyle.
Sonra adam ağlamaya başladı.
(19:12 - 19:19)
Babanı şöyle adam anlatıyor. Diyor ki işte baban şöyle biriydi, böyle biriydi. Babanın bana
yaptığı iyiliği unutamam.
(19:19 - 19:25)
Baban benim hayatımı değiştirdi. Bu adam ekonomik olarak bir sıkıntıda oldu. Babama geldi.
(19:26 - 19:34)
Babam da ona bir şey verdi. İmkan verdi, para verdi, borç verdi. Ve onu batmaktan kurtardı
en basit tabiriyle.
(19:35 - 19:42)
Bu adam anlatırken ben bunları düşünüyorum. Sonra adam kendisi ben sormadan ne yaptı
diye demeden kendi söyledi. Baban bana bir nasihat verdi dedi.
(19:42 - 19:48)
O nasihat sonra hayatım değişti. Şimdi ben böyle bir şey duymadım. Yani ben birine bir
nasihat vereceğim.
(19:48 - 19:58)
Ondan sonra benim vefatımdan sonra da ağlayarak benim evladım olacak diyecek ki senin
baban zamanında bana bir nasihat verdi ve hayatımı kurtardı. Bir cenazesine gittik. İnanılmaz
insanlar var.
(19:58 - 20:07)
Adam mandırasında hayvanlarını bırakmış. Damadına rica etmiş beni götür Ünal Çağıner'in
şeyine. O diyor ki baba sen Ünal Çağıner'i nereden tanıyorsun sonuçta? O büyük iş adamı ya.
(20:08 - 20:16)
Ünal Çağıner hep köylüydü. O karakterini hep halkın arasında olabilmeyi barındırabilmiş
birisiydi. İnsanlarla diyalog içerisindeydi.
(20:16 - 20:21)
Dinlemeyi çok iyi bilen birisiydi. Çok az konuşurdu. Bende olmayan özellik.
(20:21 - 20:27)
Öz konuşurdu. Bu çok önemli. İnsanlar ağzından iki cümle almak için buraya gelip sıra
beklettiğini biliyorum.
(20:27 - 20:34)
Bende hayretle bakardım. Ne kadar bir insan ne diyebilir ki o insana iki kelime için bu kadar
bekliyorlar. O saygıyı doğuracak birisiydi.
(20:35 - 20:55)
Yardım severdi ama yardımlarını kimse bilmezdi. Başlı başına paket olarak çok farklı
karakterde birisiydi. Çalışanına karşı çok sert görünüp ama çocuğunun okulda olup
olmadığını bilecek kadar hangi ara bunu babam bu kadar sertlikle bu adamla konuşurken
nasıl oluyor da bu adamla bu ilişkiyi kurabiliyor diye soruyorsunuz.
(20:55 - 20:58)
Ben kurabilirim. İçim kurabilir. Bizim için normal.
(20:58 - 21:12)
Ama Ünal Çağıner gibi daha herkese mesafeli olan bir patronun nasıl olabiliyor da bu kadar
çok emekçisinin hayatına dokunabiliyor, bilebiliyor ve bunları da paylaşabiliyor. Aslında bir
sırrı da şuydu. Bizde olmayan ve olmayacak olan.
(21:13 - 21:29)
24 Ağustos'a bu kadar yaşayan birisiydi. İşte o biraz önce bana çocukluğumla ilgili baba
figürünü sorduğunuzdaki bende eksik kalan kısmı aslında diğer emekçilerin hayatına
dokunarak tamamlamış. Yani benim hayatımdan bir şey eksilmiş ama birileri onu almış.
(21:29 - 21:54)
Birilerine o babalığı yapmış. Yani sadece evde iki tane çocuğun babası olarak değil, Ünal
Çağıner bu otelde, bu otele emek veren, bu otelin etrafındaki çobanlara, ne bileyim işte
tarımla uğraşanlara, köylüsüne o babalığı bir şekilde her bir hayatın bir noktasında dokunarak
yapmış bir olan birisi. Ünal Çağıner'i böyle Ünal Çağıner mi, evdeki baba Ünal Çağıner mi
derseniz bunu tercih ederdim bugün de.
(21:55 - 22:01)
Belki bugünkü aklımla bunu söylüyorum. Belki duygusal bir eksiklik hissettim mi babam
olmadığı için. Mükemmel bir annem olduğu için hissetmedim.
(22:01 - 22:08)
Dolayısıyla onun bir şekilde doğduğuna inanıyorum. Baba figürü benim için Ünal Çağıner'dir.
Ünal Çağıner'de olduğu gibi bir Ünal Çağıner'dir.
(22:08 - 22:18)
Dolayısıyla bir şansım da olsaydı evdeki baba mı olsanı tercih ederdim, hayır. Şu andaki
yaşanmış hayatında bu eserleri bırakmış. Çünkü şunu gördüm.
(22:19 - 22:33)
Acapulco'da kalanı bu yaptıklarını ve bu kadar insanın hayatında dokunmuş bir insan olarak
daha faydalı olduğunu çok net söyleyebilirim. Fedakarlık yapılması gereken bir babaydı, onu
söyleyebilirim. Burada bir bedel ödenmişse bir hayatla ilgili, ben ödemedim.
(22:33 - 22:46)
Babam evde değildi. Babamı zaten verdiği imkanlarla, tanıdığı hayatla, sadece maddiyat
bölümüyle değil, maneviyat açısından da inanılmaz bir boyutta. Ama annem bunun bedelini
ödedi, onu biliyorum.
(22:46 - 23:03)
En sıkı zamanında bir evde koca eşin yanında olmasını isterdi ve annem babama aşık bir
kadındı. Dolayısıyla eminim ki aşık olduğu kişinin de yanı başında olmasını isterdi. Hem
seviyordu, hissediyordu.
(23:03 - 23:13)
İnanılmaz derecede torunlarına bağlı birisiydi. Onların nerede, nasıl, iyi olduklarından emin
olmak isterdi. Onun için, zaten biz yoktuk son zamanlarda.
(23:13 - 23:22)
İçim ve ben değil, torunlardı konunun öznesi. Her şey torunların özelinde paylaşılıyordu.
Onlarla konuşulan hikayelerini alırdı.
(23:22 - 23:36)
Onlarla paylaştığı hikayeler de, yüzünü güldüren hikayeler de hep torunlarıyla olan,
torunların ne yaptığıyla, okul başarılarıyla. Torunlara karşı acayip bir sevgisi vardı. Bunu zaten
sadece biz yakın ailesi olarak değil, arkadaşlarıyla oturdukları zaman da torunlarla anlatırdı.
(23:36 - 23:53)
Savaş sonrasında AK Günler turizmi kuruyor. Allah rahmet eylesin, Bülent Ecevit'in Kıbrıs'la
ilgili olarak yapmış olduğu bir televizyon açıklamasına veya halk açıklamasından geliyor. AK
Günler çok yakın.
(23:53 - 24:04)
Yani Kıbrıs Türk'üne verdiği mesajla, Türk halkına verdiği mesajla bu savaş sonrasında, 74
sonrasındaki hafta AK Günler, güzel günler çok yakın. AK Günler oradan geliyor. Yani bir
anlamı var.
(24:04 - 24:16)
AK Günler turizm büyümeye başlıyor. Acapulco'nun bulunduğu yeri, başkasının o zaman
işgaliyesinde ona bir hava parası vererek. Otelcilik serüvene.
(24:16 - 24:24)
Önce restorancılık olarak başlıyor. Bugünkü restorantın olduğu yerde restoranta başlıyor.
Getirdiği tur gruplarını orada yemek yedirterek başlıyor.
(24:24 - 24:43)
Borç harç inanılmaz bir şeyden geçiyor ama turizmi çok iyi içselleştirmiş. Turizmle ilgili olarak
en önemli şey, acenteleriyle, partnerleriyle inanılmaz bir bağlantı kurmuş. Hala daha, ben 50
yaşına geliyorum, ben hala daha Ünal Çağıner'in bağlantılarıyla iş yapıyorum.
(24:44 - 24:54)
İnanılmaz ilişkiler kurmuş o insanlarla. Bir Ünal Çağıner fenomenliği vardı bir dönem. Hala
daha da belli bir yaşın üzerindeki turizmciler bunu çok iyi bilir.
(24:54 - 25:02)
Türkiye'ye gidin, x bir yerde ben Ünal Çağıner'in oğluyum deyin. Ben turizme hayatıma,
acenteciliğe öyle başladım. Kapılar açılıyordu size.
(25:03 - 25:16)
Sonra Akapulco, bu kurmuş olduğu ilişkiler üzerine gelişen bir vizyon. Acapulco'nun, şu anda
bulmuş olduğumuz yerde eski bir resepsiyon binası vardı. Bunun içerisinde bu Acapulco'nun
maketi vardı.
(25:16 - 25:25)
Acapulco'nun maketi şöyleydi. 30 tane bungalovumuzun olduğu zamandı o maket. O maketi
size bugün göstersem biz daha onu yapamadık.
(25:26 - 25:35)
Yani o günkü maketi hayale geçiremediğimizi size söyleyebilirim. Liman, şey bir marina vardı
otelin içerisinde. Yat limanı vardı.
(25:35 - 25:42)
Tam orada köşede yat limanı vardı. Ben hatırlıyorum onu orada resim. Öyle bir oteli mimari
çizmişti ki.
(25:42 - 25:56)
O zamanın, bu zamanın Sheraton Hilton mimari şeyleriyle inanılmaz bir otel kompleksi vardı.
Tabii bu şu andaki mevcut aslında şunu gösteriyor. Ünal Çağıner kazandığıyla, yapabileceği
kadarıyla yaptıklarını görüyoruz.
(25:56 - 26:10)
Dolayısıyla Ünal Çağıner böyle bütünsel bir turizmi yaşayarak, vizyonu geliştirerek,
olgunlaştırarak geçirdi. Genelde Acapulco ile ilgili hayalleri vardı. Şu anda benim hayal ettiğim
projeler de o projeleri bitirmek üzerine.
(26:11 - 26:23)
Sağolsun öyle bir geniş çerçevede bir şeyleri hayal etmiş ki zaten başka bir şey düşünmeye de
pek bir gerek yok. Açıkçası çok da fazla dağılmaya da gerek yok. Günün sonu Ünal Çağıner
hayatının sonuncuyla ilgili öğrendiğim bir şey var.
(26:24 - 26:28)
Hiçbirimizin kaçabilecek bir yeri yok. Sonuçta sonumuz belli. Ve en önemli soru şu.
(26:29 - 26:46)
Ben Kuzey Kıbrıslı Cumhuriyeti'ne doğmuş büyümüş birisi olarak Allah'ın izniyle inşallah
burada öleceğim. Dolayısıyla burada sonsuz hayaller içerisinde olmaya da gerek yok. Burada
yapabileceğiniz işin en iyisine gelebildiğiniz sürece, imkanlar çerçevesinde gelebildiğiniz
sürece en iyisi, en önemli nokta küçük bir toplumda yaşıyoruz.
(26:47 - 26:56)
İyi bir isimli, iyi bir adlı olmalı. Dolayısıyla benim yapmak istediğim evet bir tane şu anda
İskenderiye'de bir otel projemiz var. Acapulco Long Beach projesi var.
(26:57 - 27:03)
Onu Allah kısmet ederse bitireceğiz. O hırsa kapılmak da istemiyorum. Ama ben daha çok
şöyle inanıyorum.
(27:04 - 27:21)
Bu imkanlar bize birilerine bir şeyleri transfer etmemiz için verilmiş olan imkanlar. Bugün
İçim Adım Hayatı'na da baktığınız zaman ana merkezinde neredeyse yüzde elli girişimci
kadınlar derneğine vermiş olduğu hizmetler. Tangül Ünal Çağıner Çocuklara Yardım Vakfı.
(27:22 - 27:32)
Ve yani onlar şey değil, hobiler değil. Yani hayatın parçası öbeğinde. Benim de kendime göre
kurmuş olduğum düzen içerisinde etrafımda yaşayan, çalışmış olduğum arkadaşlarımın
hayatları bizim için önemli.
(27:33 - 27:44)
Biz aslında birilerinin veya bu ülke için verebileceklerimiz de doğru orantılı. Biz bir şeyler
yapacağız, bir şeyler kazanacağız. Kazandıklarımızı da birilerine transfer etmemiz gerekiyor.
(27:44 - 27:51)
Aslında Ünal Çağıner'in çizmiş olduğu yolda buydu. Çok kullandığı bir laf vardı. Hep hayal
ederdi onu yapayım, şunu şey yapayım.
(27:51 - 28:02)
Ondan sonra derdi ya dokuz çocukla bir mağarada kalmadık. Bu Ünal Çağıner'e o zaman da
çok kızardım bu lafına. Çünkü ben genç bir şeyler yapayım, yenilik benim için çok daha
önemli bir şey değil.
(28:02 - 28:08)
Şu mevcut onundu. Yeni belki bizim daha çok söz sahibi olacağımız bir şey değil. Ama hep
şey, dokuz çocukla bir mağarada kalmadık.
(28:08 - 28:18)
Aslında şimdi öğreniyorum bunun anlamında olduğunu. Dokuz çocukla bir mağarada
kalmamak demek şu demek aslında. Var olana mümkün olduğunca iyileştir, sahip çık,
sağlamlaştır.
(28:19 - 28:32)
Ondan sonra yapacaksın. Dolayısıyla o mağaradan da olabileceğin bir işe kalkışma
anlamında. Dolayısıyla çizmiş olduğu misyon, vizyon bence Kıbrıs'ın bugünkü şartları için çok
uygun.
(28:32 - 28:43)
Biz de bunu en iyi şekilde devam ettirdiğimiz sürece artık bundan sonrasında bizim nesiller
düşüneceği konulardır diye düşünüyorum. Bir vasiyeti var. Sonuçta Acapulco torunları
yaşayan bir vasiyet bizim için.
(28:44 - 28:52)
Özetli torunları, torunlarınla ilgili olarak mesela bana vermiş olduğu vazife şuydu. Suya hep
destek ol. Mesela ben bunu neredeyse her gün yapıyorum.
(28:52 - 29:01)
Her gün telefonla arıyorum. Bir şey olarak değil. Ortağı olarak, patronu olarak veya benim
yeğenim olarak sevgim dışında arıyorum.
(29:01 - 29:08)
Ünal Çağıner bana bu vazifeyi verdi. Ben ona soruyorum. Dayım iyi misin? Bir isteğin var mı?
Arzun var mı? Şunu çok gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
(29:08 - 29:29)
Mevcut bugüne kadar, onu suz geçirmiş olduğumuz bu süre içerisinde onun vasiyetine, onun
bırakmış olduğu isime zarar verecek bir şey yapmadığımız, onun üstüne hatta koyduğumuz
bazı şeyleri onun yaptığından daha iyi yaptığımızı çok net söyleyebilirim. Çok küçük bir
yatırım yaptık işte. Teras büyütme gibi.
(29:29 - 29:34)
Aşağıda durup şey demiş. Boynuz kulağı geçti. Ama o vizyonu görüyordu.
(29:34 - 29:42)
Onun takdir etmiş şey 60 metrekare değildi. Ben niye bu kadar zamandır bu terası çıkartıp en
güzel yeri görmedim diye. Ünal Çağıner'i geçebilecek kapasitemiz var.
(29:43 - 30:00)
Dolduramayacak olan noktası karakteri, varlığı, duruşu, vizyonu, geleceğe görüşü. Ünal
Çağıner çok zeki, çok çalışkan bir insan olmanın haricinde Allah tarafından ona bahşedilmiş
olan başka bir gözü daha vardı. Ama bir Ünal Çağıner olamaz.
(30:00 - 30:11)
Çünkü babam öyle şeyler söylerdi ki, baştan dedim ya deli Ünal derlerdi. Evlat olarak en az 3
kez bunu yaşamışlığım vardır. Yani bu adam artık yaşlandı.
(30:12 - 30:28)
Bunları nereden uyduruyor noktasında. Ondan sonra olmayacak olan şeyin olduğunu
gördüğünüz zaman sıfır olan bir şeyi öngörebilebilmek için sadece zeki olmanız, işe hakim
olmanız yetmiyor. Allah tarafından bahşedilmiş başka bir gözü vardı Ünal Çağner'in.
(30:28 - 30:36)
Bu bizde yok. Olmayacak. Ama onun dışında normal bir insan vasfıyla yapabildiklerinin daha
iyisini yapabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.
(30:36 - 30:48)
Ünal Çağıner'e burada olsa ne derdim? Elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz. Bu ülke için
yapıyoruz. Ünal Çağıner'in en büyük önemli olan noktası gerçekten bu ülkeyi seven bir iş
adamıydı.
(30:48 - 31:00)
Biz bu bayrağı taşıyabiliyoruz. Yani rahat olması, rahat uyuması, rahat olması gerektiği
konusunda ben de gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Önemli olan da herhalde buydu.
(31:01 - 31:10)
Çok da bu konulara duygusal takılmak istemiyorum. Nedeni? İnsanoğlu şöyle varsayıyor. Biri
vardı, yaşadı, başarılıydı.
(31:10 - 31:19)
Başına şanssızlık geldi, vefat etti veya zamanı geldi gitti. Ama aslında hepimizin yolu bu. O
yüzden sadece zamanla alakalı bir süreç var.
(31:19 - 31:29)
Kimin ne zaman, nerede, ne zaman buluşacağını da bilmiyoruz. Dolayısıyla bunun ilelebet
olan bir ayrılık olduğunu da düşünen birisi değilim inançların vesilesiyle. Bu hayata geliyoruz.
(31:29 - 31:38)
Allah'ın bize çizmiş olduğu bir kader kısmet var. Tercihlerinizle bu kader ve kısmetlerinizi
değerlendiriyorsunuz. Ünal Çağıner bunları doğru zamanda, doğru şekilde değerlendirmiş.
(31:38 - 31:47)
Vizyonu olan görevi, zamanı dolmuş, vefat etmiş. Şu anda biz yapabildiğimiz kadarını
yapacağız. Bizim de görevimizde olup gideceğimiz zaman olacaktı.
(31:47 - 31:56)
Dolayısıyla bir Ünal Çağıner geldi, geçti, bu eseri bıraktı. Bu eser yine dediğim gibi beton
harme başka bir şey değil. Buraya ruhunu koydu.
(31:57 - 32:05)
Bir hayli ruhunu birçok insana devretti, aşıladı, öğretti. Ünal Çağıner adı her gün zikredilmeye
devam ediyor. Yani bir patron olarak değil.
(32:06 - 32:19)
Bunu yaşattı. Bizim de imkanımız el verdiği sürece bu isimi ve tabii ki Tangül Çağıner adını da
devam ettirmemiz. Aslında vazifeniz vakıflar yoluyla bu geleneği, fikir ve şeyi devam
ettirebilmek.
(32:19 - 32:35)
Yani evlat olarak yapabileceğiniz en iyi şey budur. Bu anlamda vakıflarla Tangül Ünal Çağıner
adını anlatabildiğimiz kadar, gidebildiği kadar gitmesini sağlayabilmek olacaktır. Ama dediğim
gibi biz üstümüze düşen görevi yapmaya devam ediyoruz.
(32:35 - 32:45)
Yapabildiğimiz sürece de yapacağız. Gerek annemin gerekse babamın rahat uyulmalarını,
nurlar içinde uyumalarını en büyük arzumuz.