Bu röportajda Arhan Kavuklu, dedesi Ünal Çağıner’i bir iş insanı ya da lider kimliğinden önce, hayatın her anında düşünen, gözlemleyen ve üreten bir dede olarak anlatıyor. Çocukluğundan kalan en güçlü hatıralar, Acapulco’da geçen sade ama derin anlardan oluşuyor. “Gel dedem, gel iki gözüm” sözleriyle yanına çağırdığı torununu, bazen bir çalışanla görüşmeye bağlayan, bazen de sadece çevreyi izleyip düşünen bir zihin hâliyle hatırlıyor.
Arhan Kavuklu’ya göre Ünal Çağıner’in zihni hiç durmazdı. Denizin kenarında yürürken insanların nereden geldiğini gözlemleyerek turizmin gidişatını yorumlar, gazete haberlerinden ülkenin geleceğine dair çıkarımlar yapardı. Eviyle işi arasında bir ayrım yoktu; hayatının tamamı üretmek, düşünmek ve planlamakla geçerdi.
Aile içinde ise en çok üzerinde durduğu konu birlik ve bütünlüktü. Kardeşlerin, kuzenlerin ve aile bireylerinin birbirine destek olmasını ister; ayrılıklardan, kırgınlıklardan özellikle kaçınılmasını öğütlerdi. Arhan Kavuklu, dedesiyle konuşmanın kolay ama onu tamamen anlamanın zor olduğunu söylüyor: Çünkü aklından geçen binlerce düşüncenin yalnızca küçük bir kısmını dile getirirdi.
Röportajda Ünal Çağıner’in vizyonerliği de torun gözüyle net biçimde ortaya çıkıyor. Acapulco henüz ortada yokken, dümdüz bir arazide eşine “Buraya bir otel yapacağım” demesi; büyük kararları almadan önce çevresindeki insanlardan fikir alması, uzun uzun analiz etmesi ve sonunda en doğru kararı vermesi onun düşünce biçimini yansıtıyor.
Arhan Kavuklu’nun hayatındaki en çarpıcı örneklerden biri ise kendi girişimcilik hikâyesi. Henüz çocuk yaşta yazılıma ilgi duyan Arhan, pandemi döneminde üreticilerin ürünlerini satamaması üzerine bir çevrim içi satış fikri geliştiriyor. Ailede bu fikre mesafeli yaklaşanlar olurken Ünal Çağıner torununun vizyonuna tereddütsüz güveniyor ve onu cesaretlendiriyor. Bu destek, Arhan Kavuklu için dedesinin ne kadar ileriyi gören bir vizyoner olduğunun en somut kanıtı oluyor.
Ünal Çağıner, yalnızca kendi girişimlerine değil, başkalarının fikirlerine de içtenlikle sevinirdi. Otelde çalışan birinin kendi işini kurmak için ayrılmasını bir kayıp değil, ülke adına bir kazanç olarak görürdü. Gençlerin üretmesini, risk almasını ve kendi ayakları üzerinde durmasını her zaman desteklerdi.
Röportaj, Arhan Kavuklu’nun şu cümlesiyle anlamını buluyor:
“Dedemden tek kelimeyle ne öğrendiğimi söylesem, bu azim olurdu.”
Bu anlatı, Ünal Çağıner’in değerlerinin yalnızca bir kuşağa değil, nesilden nesile aktarılan bir bakış açısına dönüştüğünü gösteren samimi bir tanıklık sunuyor.
(0:00 - 0:14)
Dedem, şöyle bir anımla başlayayım. Biz giderdik işte Acapulco'ya, işte dedemin yanına.
Böyle otururdum yanına, gelirdi işte böyle ''Gel dedem, gel iki gözüm'' derdi.
(0:14 - 0:22)
''Gel iki gözüm'' diye bir lafı vardı. Yanına otururduk, işte biraz zaman geçer. Beni
çamaşırhaneden Ali'ye bağlayın.
(0:23 - 0:37)
Ya da inşaattan işte Doruk Bey'e bağlayın. Sonra düşünürüm, bu adam bakar, etrafı izler. Niye
ansızdan birini işte görüşmek ister? Hiçbir şey de yok, diyalog da yok, öyle düşünür.
(0:38 - 0:47)
Sonra anladık ki aklında hep bir şeyler var. Hep bir şeyler düşünür, hiç durmazdı düşünmeye.
Hep kafasından bir şey geçer, bir planı vardır.
(0:48 - 0:55)
Hiç boş durmazdı yani öyle aklı. Ben eskiden böyle taklitler yapardım. İlkokulda tiyatro
şeyindeydim.
(0:57 - 1:02)
Eve gelirdim. Böyle dedemin şeyin taklidini yapardım. Herkes de gülerdi.
(1:02 - 1:07)
Yani zaten evi ak kabul koydu. Evi iş yeriydi. Mesela şeye oturduk, beach bar'a vardı.
(1:07 - 1:19)
Denizin yanında bir yer. Orada da bir koridor var, insanlar denize iner. O denize inerken
insanların böyle nereli olduklarından turizmin bu yıl nasıl olacağını böyle yorumlar yapardı,
analizler yapardı.
(1:20 - 1:31)
Ya da işte gazete okurken ya da isterdi benden okuyayım mesela yeni haberleri. O haberleri
işte gazeteleri okuyarak vs. analizler yapardı.
(1:32 - 1:41)
Hep bunlarla meşguldü. Evet yani iş hayatında hep meşguldü. Hep aile içinde birlik,
bütünlüğü önemserdi.
(1:42 - 1:54)
Yani her gittiğimde hep aynı övdü verirdi. İşte kardeşlerimle, ailenle ya da işte kuzenim
Azra'yla, dayımla. Hep bunlarla ilişkimi iyi tutacağım.
(1:54 - 2:03)
Hep birbirimizi kollayacak. Her zaman birbirimize destek olacak. Öyle ayrılık bir konudan ya
da işte bir çatışma aramızda olsun istemezdi.
(2:04 - 2:16)
Aile içinde sevgi, saygı hep bütünlüğü önemserdi. Dedemle konuşmak kolaydı ama aklından
böyle binlerce şey geçtiğinden o binde birini lafa dökerdi. Annem anlatır bize de.
(2:16 - 2:26)
İşte anneannemle dedem daha Acapulco yapılmadan önce arabayla Acapulco'nun olduğu
araziye doğru giderler. Tabii o zamanlar öyle binalar yok. Orası dümdüz arazi.
(2:26 - 2:34)
Dedem der ki anneanneme buraya bir otel yapacağım. İşte Tangül. Tabii anneannem kalır
öyle.
(2:34 - 2:41)
Ta nerede bir yer yaşam yok orada. Bizle de hep vizyonunu paylaşırdı. Hep başkalarının
fikirlerini önemserdi.
(2:41 - 2:51)
Yani benim düşündüğüm doğrudur gibi bir kanısı yoktu. Yani mesela bizi şeye götürürdü.
Yapacağı inşaatları ya da yapacağı projelerin olduğu yerleri anladırdı.
(2:51 - 2:59)
Ya da arar başkalarının fikirlerini sorardı. Hep analiz ederlerdi. Ve uzun bir düşünme
aşamasından sonra en doğru kararı verirdi.
(2:59 - 3:17)
Dedemi tek cümleyle ne öğrendiğimi anlatabilsem büyük ihtimal tek kelimeyle azim olurdu.
Yani zorlukların her zaman üstesinden gelen, hiç öyle zorluklara engellere takılmayan bir
şekilde devam etmeyi beceren biriydi. Hiç kolay bir hayat yaşamadı.
(3:17 - 3:31)
Başladığı yer öyle iyi bir durumda değildi maddi olarak. Ve bu şeyi hep sıfırdan yaptı. Tabii ki
de gerek Kıbrıs'ın politik durumu olsun ya da savaştan çıkmış bir Kıbrıs olsun.
(3:31 - 3:42)
Bunları düşündüğümüzde binlerce engel var. Ve bir sürü insan o baktığınızda engelleri görüp
geri dönebilir. Ama o hiç bunlara takılmamış.
(3:42 - 3:50)
Her zaman devam etmiş bir insan. Gittiğimizde otele de yanına bizi çağırırdı. İşte gel dedem
gel iki gözüm göreyim seni.
(3:51 - 4:00)
Bu halini çok özlerim. Ya da işte mesela biraz kalırdım yanında konuşurduk. Sonra ben
arkadaşlarımla oynamaya giderdim.
(4:00 - 4:08)
Biri Acapulco'dan hep gelir, beni bulur. İşte gel dedeniz istiyor, sizi görmek istiyor. Daha iyi
baktığınızda yeni geldim yanından.
(4:08 - 4:16)
Hep böyle yanında görürdü. Çok da yeni, öyle sık uğramazdık Akabulka'ya. Gerek okul olsun,
gerek işte günlük hayat olsun.
(4:17 - 4:28)
Gördüğümüzde de hep böyle sevgi içinde. Bizi yanına çağırır ve çok değerli nasihatlerde
bulunur. Erken yaşta, yaklaşık böyle on yaşında yazılıma ilgi duydum.
(4:28 - 4:39)
On bir yaşında da ilk böyle Kıbrıs'ı tanıtan bir web sitesi yaptıydım. Sonra pandemi geldi,
okullar tatile geldi. Benim yani hiç derslerle ilgili bir meşguliyetim olmadı.
(4:39 - 4:52)
Ve duyduğum işte Tarsan'da bu kadar süt ürünü, bu kadar et ürünü ziyan olacak. Çünkü işte
oteller artık çalışmıyor. Otele ürünüz veremeyeceğiz.
(4:53 - 5:04)
Ben de işte düşündüm, web sitesi yapmayı öğrendim. Niye bunu bir online site haline
getireyim de işte online satıp ellere teslim yapalım. Böyle bir fikrim vardı.
(5:05 - 5:13)
Baktığınızda Kıbrıs'ta böyle bir örnek yoktu daha önceden. Yani çok uygulamaya giren bir şey
değildi. İşte web sitesinden sipariş verip eve teslim.
(5:13 - 5:22)
İşte bir web sitesi yaptım. Herkese de gösterdim ilk. Başladım annemden, babamdan, işte
dayımdan, abimden, kardeşlerimden.
(5:23 - 5:34)
Teknoloji devrinin daha böyle içinde olabilecek insanlar. Çünkü yaşlarından dolayı. Yani böyle
çok inandıkları bir durum olmadı bunun çalışacağında.
(5:34 - 5:52)
Yani teknolojinde ne kadar işte başarılı bir alan olabileceğinin farkında olmalarına rağmen. Ve
böyle bir, bunu bir vizyona geçirme, bu fikri hayata geçirme gibi bir şeyde çok bir atılım
yapmadılar. Ben en son dedemi anladım dedim.
(5:52 - 6:00)
Çünkü ilk başlarda düşündüydüm ki işte dedem kaç yaşında adam. Şimdi nasıl anladım web
sitesinden sipariş vermeyi vesaire. Gösterdim.
(6:01 - 6:07)
Tamam dedem dedi. Hiçbir şey demedi. Sen sattığın mal başına sana bu kadar komisyon
vereceğim.
(6:08 - 6:42)
Ve yani çok büyük bir aslında hem fikre güvenerek, onun o vizyonun çalışacağına güvenerek,
yani beni teşvik ettiydi o konuda. O benim için çok değerliydi ve yani ne kadar aslında büyük
bir vizyoner olduğunun kanıtı doğmadığı bir teknoloji devrinde bana işte güvenerek böyle bir
yardımda bulundu. Dedem evet büyük bir girişimciydi ve bu insanların da aslında bu
girişimlere inanmalarını isterdi.
(6:42 - 6:53)
Kendi fikirlerine, kendi fikirlerine güvenerek bu girişimleri hayata geçirmelerini hep isterdi.
Mesela dedeme giderdi işte bazıları. Anladırdı ne yaptıklarını.
(6:53 - 7:05)
Böyle işte zengin, varlıklı insanlar. Ve işte mesela başka insana bunu belki anlatsan bir
kıskanma durumu olur. Ama işte dedeme anlatıldığında çok mutlu oldum der.
(7:05 - 7:24)
Çünkü bu ülkeye bir katkıda bulundum. Bundan daha değerlisi yok. O yüzden gençlerin de
ülkelerine katkıda bulabileceği girişimler, en azından kendi fikirlerini hayata geçirebilecekleri
girişimleri, her zaman devam ettirmekleri, hep böyle bir nasihati vardı.
(7:25 - 7:31)
Mesela şeyler olurdu. İşte otelde çalışan bazı kişiler tanık oldum. İşte işten ayrılıyor.
(7:32 - 7:42)
Niye diye sorduklarında bazıları derdi ki işte kendi işimi başlatacağım. Karşı olmazdı. Çünkü
baktığınızda deneyimli bir elemanı ayrılıyor.
(7:43 - 7:49)
Ve çok mutlu oldum derdi. Sana bol başarılar diliyorum. İşte her zaman arkandayım vesaire.
(7:50 - 7:56)
Yani genç insanların girişim yapmasından ve ülkesine katkıda bulunmasından her zaman
mutluluk duyardı.