Bu röportajda Kıbrıs Türk toplumunun kalkınma hikâyesinde derin izler bırakmış bir isim olan Ünal Çağıner, onu üniversite yıllarından tanıyan gazeteci-yazar Ahmet Tolgay’ın anlatımıyla yeniden hayat buluyor. Tolgay, 1960’ların devrimci atmosferinde tanıdığı Ünal Çağıner’in sıradan bir genç değil; toplumu dönüştürme arzusuyla yanan bir idealist olduğunu söylüyor. O dönem yalnızca Kıbrıs’ta değil, tüm dünyada gençliğin uyanış yıllarıydı. İşte o kuşaktan, kararlılığı ve üretkenliğiyle öne çıkan bir isimdi Ünal Çağıner.
Röportaj, bir dönemin ruhunu ve o dönemde şekillenen bir vizyonerin yolculuğunu anlatıyor. Ünal Bey’in gençlik idealleri, yıllar içinde bir ülkenin geleceğini değiştiren bir kararlılığa dönüşmüştü. Ahmet Tolgay’ın anlattığı bir gece — Limassol’da yaşanan basit bir otel anısı — onun hayatındaki dönüm noktasıydı. O gece Kıbrıs’ta turizmin eksikliğini fark eden Ünal Çağıner, ileride bu alanda çığır açacak ilk fikrini orada yeşertti.
Ünal Çağıner’in içinde hep “daha iyisini yapma” isteği vardı. Memuriyetin güvenli sınırlarını geride bırakıp Acapulco’nun temellerini atmaya karar verdiğinde, kimse onun bu vizyonuna inanmamıştı. Fakat o inandı. Güneşin altında, bizzat elleriyle inşa ettiği ilk yapılar, bugün Kıbrıs’ın sembollerinden biri hâline gelen büyük bir turizm hikâyesinin başlangıcıydı.
Tolgay’ın gözünden yalnızca bir yatırımcı değil, bir toplumun kaderini şekillendiren bir karakter görürüz. Dönemin bakanları ve başbakanları onun azmini fark ettiğinde artık geri dönüş yoktu. O sadece bir iş kurmuyor, ülkesine yön veren bir vizyon oluşturuyordu. Acapulco, Kıbrıs Türkü’nün kendi emeğiyle neleri başarabileceğinin kanıtı hâline geldi.
Ahmet Tolgay’a göre Ünal Çağıner yalnızca turizmin değil, Kıbrıs Türk toplumunun yeniden doğuşunun da mimarıydı. Girişimleriyle hem ekonomiye canlılık kazandırdı hem de genç kuşaklara umut oldu. Onun hikâyesi, yokluk içinden doğan bir üretim ve yeniden doğuş hikâyesidir.
Röportaj ilerledikçe Tolgay’ın sesinde hem hayranlık hem de özlem duyulur. Ünal Çağıner’i “çalışkan, sabırlı, ileri görüşlü” bir lider olarak tanımlar. “O, konuşmaktan çok yapmayı seçen, az konuşup çok üreten bir insandı. İnsanlara güven ve ilham veren bir kişiliğe sahipti,” diyor Tolgay. “Başladığı her işi bitirir, her biten iş ülkesine değer katardı.”
Erken kaybı Kıbrıs için büyük bir eksikliktir. “Bu ülkenin ona çok daha fazla ihtiyacı vardı,” diyor Tolgay. Ünal Çağıner yalnızca bir girişimci değil, bir çağın ruhunu temsil eden bir figür olarak hatırlanıyor — inancıyla, kararlılığıyla ve mütevazı liderliğiyle.
Son bölümde, onun mirasının yalnızca yatırımlarında değil, yetiştirdiği insanlarda yaşadığı vurgulanıyor. Öğrettiği disiplin, ülkesine duyduğu sevgi ve tükenmeyen enerjisi bugün hâlâ yol gösterici. “Eğer bu ülkede bir rol model aranacaksa,” diyor Ahmet Tolgay, “o kişi Ünal Çağıner’dir. Çünkü o, hiçten bir vizyon yarattı.”
Bu video, Ahmet Tolgay’ın gözünden bir efsanenin hikâyesidir. Ünal Çağıner’in yaşamı, bireysel bir başarıdan öte, bir halkın emeğiyle, umuduyla ve inancıyla şekillenmiş bir destandır. O, çağının değil, çağını aşan bir insandı — ve bu belgesel, o mirası geleceğe taşıyor.
(0:11 - 0:42)
Ünal Bey ile üniversite yıllarında, 60'lı yıllar biliyorsunuz, devrimci gençlerin ortaya çıktığı, sol
hareketlerin başladığı, ilerici hareketlerin gündeme geldiği, bütün dünya 1960 olaylarından
etkilenirken, bizim gençliğimiz de haliyle bunun dışında kalamazdı. Özellikle Türkiye'de,
üniversitede okuyan öğrencilerimiz, bu akımların içine girmişlerdi. O günlerde sevgili,
rahmetli Ünal, sol akımın içindeydi.
(0:43 - 1:06)
Kıbrıs'a geldiklerinde, muhtelif toplantılar yaparlar, kendilerini topluma açıklayabilmek, izah
edebilmek için, ideolojilerini anlatabilmek için. Ben de çiçeği burnunda bir gazeteci,
Bosphorus gazetesinde çalışmaya başladım. Ve hareketlerine, davranışlarına, devrimci yürekli
duruşlarına, büyük bir hayranlığım vardır.
(1:06 - 1:30)
Zaten içlerinden çoğu liseden, ortaokuldan arkadaşlarım. İlginç bir anım vardır. Ve
zannediyorum bu anımı anlattığımda, Ünal Bey'in neden turizme ilgi duyduğu, neden
otelciliği, geleceğinin bir ideali olarak, yatırımcı bir sektörü olarak düşünmeye başladığını
ortaya koyan bir anıdır.
(1:30 - 1:40)
Onu anlatmak isterim. Lefkoşa'daki toplantılardan bir süre sonra, beni de davet ediyorlar. Gel
lütfen, Lefkoşa'da bizi izledin.
(1:40 - 1:50)
Ankara'ya geldiğinde bizim aramızda bulundun, bizi dinledin. Bir de Limassol'da yapacağımız
toplantıya katıl. İzlenimlerini, yorumlarını gazetede görmek isteriz.
(1:51 - 2:01)
Ben notlarımı aldım, her şeyimi hazırladım. Artık gazeteye döndüğümde yazacak
durumdayım, yazımı, yorumumla birlikte. Bir de baktık, Lozan Otobüsü'nü kaçırdık.
(2:02 - 2:14)
Limassol'da kalmam gerekiyor o gece. Arkadaşlar, Ayder, Ünal Bey, beni evlerinde misafir
etmeyi önerdiler. Yok dedim, ben kimseyi rahatsız etmem.
(2:14 - 2:23)
Bir otel varsa orada gidip kalırım. Geceyi geçiririm, sabahta otobüse atlar, Lefkoşa'ya döner,
yazımı yazarım. O bir günde gazetede görürsünüz.
(2:25 - 2:33)
Ünal Bey beni aldı. Bu akşam yemeği burada yiyeceğiz, öyle istedi. Yemekten sonra döner,
oteline gidersin, dinlenirsin.
(2:33 - 2:45)
Sabahleyin de seni uğurlarız Lefkoşa'ya. Lütfen rezervasyonumuzu yapıyoruz, kendisine bir
yatak ayırınız. Tamam dedi oradaki görevli, yanı başındaki odada da yatacağım yatağı
gösterdi bunu.
(2:45 - 3:00)
Sizin yatağınız burası, geldiğinizde hazırdır, yatabilirsiniz. Neyse biz döndük, parkın yanındaki
bir restorana gittik, yemeğimizi yedik, güzel sohbetler yaptık falan. Ayrılacağız, seni otele
götürün dedi Ünal Bey.
(3:00 - 3:12)
Yok dedim, yerini biliyorum, ben giderim artık. Döndüm, yürüyerek otele gittim. Bir de
baktım ki benim yatakta, iki yatak bir odaydı bu, bir müşteriye vermişler, hur hur uyuyan bir
adam.
(3:13 - 3:25)
Aradım görevliyi, şikayetimi söyleyeyim, ya ne yaptınız, rezerve edilmiş bir yatağı nasıl
başkasına verirsiniz diye. O da yan odada, baktım uyku içinde. Neyse ben döndüm, parka
gittim.
(3:25 - 3:37)
Zaten gece epey ilerlemişti, saat 1'e geliyordu, sabahın 1'ine geliyordu. Sabaha kadar ben
gecemi orada geçirdim. Ünal Bey geldi, hadi gidelim, hazır mısın dedi, gidelim.
(3:38 - 3:53)
Beni uykusuz görünce, ne o sen uyumadın dedi. E dedim, geldim, söyledin rezerve edilen
yatağı, ben dolu buldum, dolayısıyla parka döndüm, gecemi orada geçirdim. Tekrar
buluşacağımız yere geldim buraya, vedalaşmak için.
(3:53 - 4:00)
Fena halde kızdı Ünal. O sorumluluğun üstüne öyle bir yürüdü. Ulan dedi, hala daha otelciyi
öğrenemediniz.
(4:01 - 4:10)
Bu Leymus'un Rumların sayesinde turistik bir bölge haline geldi. İki mahalle ötede Rumlar
otelcilik yapıyorlar. Gidiniz görün nasıl olur bu işte.
(4:11 - 4:29)
Biz misafir getirdik size, gazeteci misafir getirdik. Rezil kepaze ettiniz bizi dedi. Bu olaydan
sonra, ondan sonra Ünal Bey turizm hayatında, otelcilikte bir ekol haline gelmeye başlayınca,
bir rol model haline gelmeye başlayınca bende bir düşünce hakim oldu.
(4:30 - 4:47)
Galiba bu yatırımcı, bu idealist arkadaşımız otelcilik konusunda yatırım yapmayı, turizm
sektörüne girmeyi ilk o gece düşünmüştü. Toplumdaki bu müthiş boşluğu gördüğü için. Bunu
hiç kendisine açmadım ondan sonra.
(4:48 - 5:03)
Bu benim tahminimdir. Anılarımda da bunu yazdım, birkaç defa çıktı köşemde. Bunun dışında
tabii ki onun tuttuğu tutarlı yolda, emin adımlarla ilerleyişine dair de çok önemli anılarım
vardır.
(5:04 - 5:23)
Unutulmayacak anılar bunlar. Ünal Bey tatillerde bilhassa, üniversite tatillerinde, Limasol'un
uygun köşelerinde dinlenme yerleri hazırladı. Galip şeklinde, bizim Kıbrıslı Türklerin galip
dedikleri düzenlemeler yapar, masalar falan koyar.
(5:23 - 5:42)
Orada insanlara meşrubat ikram eder, hafif yiyecekler ikram eder ve denize girmelerine de
bir ortam hazırlardı. Yahu Tolga dedi bir gün, bu devlet kurduğumuz bir hükümet vardır işte,
sağa sola krediler vermektedir. Bizi de destekleseler, bir kredi verseler de bu işi geliştirsek
dedi.
(5:43 - 6:14)
O günlerde İsmet Hotak, benim çok yakın ağabeyim, dostum, bizim karşısında köşe yazarı ve
kooperatiflikten gelme olduğu için dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Rauf Denktaş
tarafından, merhum tarafından kooperatifleri de içeren bir bakanlığa getirilmiştir. Gel dedim,
sana İsmet Bey'den bir randevu alayım, konuş İsmet Bey'le. Sanırım kooperatifler
çerçevesinde bir krediyi sana layık görecektir.
(6:14 - 6:34)
Ben İsmet Bey'e söyledim de, ben Ünal'ı tanırım zaten, çok faal bir çocuk, gazetelerinde
izliyorum yaptıklarını, gelsin görüşelim dedi. Ünal Bey'e haber verdim, telefon ettim, İsmet
Bey'le randevunuzu aldım falan gün falan tarihte, gel diye. Kalktı geldi tabii, İsmet Bey'le
görüştüler.
(6:35 - 7:03)
O günlerde ismini vermek istemiyorum, kredilerden sorumlu olan müdürü çağırdı yukarıya,
İsmet Bey hem bakanlık yapıyor hem de bankanın sorumlusu, kooperatiflerin sorumlusu.
Bugün mahkemeler öndeki kooperatif merkez bankasıydı o zaman, en üst katındaki daireyi
de bakanlık olarak kullanıyor, bakanlığının bürosu olarak kullanıyor. Kredilerden sorumlu
kişiyi çağırdı yukarıya, açtı konuyu.
(7:04 - 7:29)
Ünal Bey'e dedi, uygun bir kredi vermeyi tasarlıyorum, bunun işlemlerini yapar mısınız?
Talimatı verdi, bir şaşırdı tabii sorumlu kişi. İsmet Bey dedi, biz bu arkadaşı tanımıyoruz falan,
ipotek gerekir, kefil gerekir falan. Masa elini vurdu İsmet Bey.
(7:29 - 8:03)
Kefili de dedi benim, ipoteği de her şeyi benim, bu çocuğa o krediyi vereceksiniz dedi. Döndü
bir de dedi ki kendilerine, böyle çocuklara biz kredi vermezsek, desteklemezsek, himaye
etmezsek, kalkınma dediğimiz olayı nasıl gerçekleştireceğiz bu ülkede? O günlerde İsmet
Kotay gene kabinede, gene bakan ama Ünal Bey'e daha yakın birisi vardır orada. Başbakan
Mustafa Çağatay, Limasol'dan tanışıyorlar, gayet iyi ilişkileri vardır.
(8:03 - 8:24)
Bu defa Mustafa Bey'e gelip gitmeye başladı, rahmetli Çağatay'a gelip gitmeye başladı.
Projelerini anlatıyor, hatta çizim halinde getiriyor, övüne koyuyor Çağatay'ın, şunları bunları
yapmak istiyorum, o krediye ihtiyaç vardır. Sizin desteğinize, hükümet olarak desteğinizi bana
yer veriniz, yer gösteriniz falan.
(8:25 - 8:46)
Mustafa Çağatay rahmetli başbakanımız son derece etkileniyor bu girişimci hareketlerden.
Bugün Acapulco dediğimiz tesislerin ilk halini hatırlıyorum. O bölgeyi kendisine veriyor,
devrediyor, projelerini uygulamaya koysun diye.
(8:46 - 9:12)
Tanık olduğum görüşmeden sonra Özmen Nasifoğlu ile, Özmen Nasifoğlu başbakanlığın
maliye işlerine bakan, maliyeden sorumlu bürokratı ve beni çağırıyor Çağatay. Ben de basın
danışmanlığını yapıyorum o günlerde Mustafa Çağatay'ın. Başbakan olduğu sürece ilk
günden son güne kadar ben başbakanlığın danışmanı, basın danışmanıyım.
(9:12 - 9:27)
Çağatay'ın yanında rahmetlinin, minnetle şükrandanlarım onda. Bize diyor ki Özmen de,
gidiniz bakınız bakalım diyor, bu Ünal'a bazı olanaklar tanıdık falan. Ne yapıyor o bölgede, ne
ediyor? Bir görünüz geliniz bana bilgi veriniz diyor.
(9:29 - 9:51)
Atlıyoruz arabaya, Özmen ile gidiyoruz oraya. Bir de ne görelim? Ünal Bey o kızgın güneşin
altında, göğüsü bağrı açık, başında güreşi geçirmeyecek bir şapka. Çeşitli aletlerin, inşaat
aletlerinin ortasında talimatlar verir, şu verir, kazılıyor, düzeltiliyor, orası burası.
(9:52 - 10:04)
Biz o gün orada Özmen ile Acapulco'nun nasıl yaratıldığına, nasıl doğduğuna tanıklık
ediyoruz. Çağatay da bizi merakla bekliyor. Ne oldu? İnanamayacaksınız Sayın Başbakanım
diyoruz kendisine.
(10:04 - 10:17)
Ünal Bey bu işe öyle bir sarıldı ki, öyle kendini feda edercesine, orada müthiş bir eserin
ortaya çıkacağı kesindir. O intibahı üzerimize bıraktı. Ben inanıyorum Ünal'a, bunu
yapabileceğine inanırım zaten diye.
(10:18 - 10:49)
Bir müddet sonra da işte aradan birkaç ay geçtikten sonra ilk Bungalovlar orada çıkmaya
başlıyor. Ünal Bey oradaki turizm yatırımını otelden önce, otel yeni bir olaydır, o
Bungalovlarla başlatıyor. Önce Bungalovlar'ı kuruyor, denizin kenarında Bungalovlar'da kalan
konukların ağırlanabileceği mütevazı bir restoran, deniz kenarı restoranı yapıyor ve ilk defa
olarak orada müşterilere seçmeli yemek çıkarılıyor.
(10:50 - 11:30)
Tezgahların üstünde muhtelif yemekler, müşteri hangi yemeği alacağını orada tercih ediyor,
alıyor, masasına götürüyor, koyuyor. Bu olaydan sonra da Ünal Bey'in hızlı yükselişi başlıyor
turizmde. Gecesini gündüzüne katarak, o vizyoner kişiliğiyle inanılmaz işler yaparak gittikçe
geliştiriyor Tatil Köyü'nü ve günü geldiğinde o müthiş bir emekle yarattığı Bungalovları kökten
temizleyip daha modern tesisleri, otel dahil oraya konuşlandırmaya başlıyor.
(11:30 - 12:01)
Diyeceğim o ki, hiçten yarattığı o Acapulco olayına biz başlangıcında, ilk temellerin
atıldığında, ilk düzenlemelerin yapıldığında o bölgede tanık olmuş bir neslin çocuklarıyız ve
daha o günlerden Ünal Bey kendini hissettirmeye başlamıştı. Bu toplumda eğer beş tane
tarihe geçmiş vizyoner varsa onların içinde mutlaka Ünal Bey vardır. Çünkü bir rol model
olarak sivrilmeye başladı toplumda artık.
(12:01 - 12:40)
Kendisinden sonra gelen kişilere, bu konuda yatırım yapmak isteyen kişilere müthiş ilhamlar
vermiş bir kişiye oluyor. Daha da önemlisi şu, o toprağın türkleştirilmesi için alnının teriyle
kazandığı paraları da ödeyerek, taşınmaz mal komisyonunda gerekli işlemleri yaparak o
Acapulco denen tarihi olayı ki turizmimizde efsane bir yerdir, türkleştirmiş, türkleştirmeyi
başarmış bir vizyonerimiz olarak kalkınma tarihimize, ekonomi tarihimize, turizm tarihimize
geçiyor. Ama o sadece bir turizmci olmadığını da kanıtlıyor.
(12:41 - 13:14)
Kabına sığmayan birisi turizmin yanında çeşitli iş konularını da devreye koyarak ülkede hem
müthiş bir aktivite yaratıyor, hem de müthiş bir istihdam alanı açıyor gençlere. Deniz ulaşımı
konusunda daha başka konularda öylesi olayları imza atıyor ki, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin ekonomik kalkınmasının alfabesi orada yazılıyor. Yani turizm dendiğinde
Kıbrıs Türk'ü yerel turizmde ilk tanıştığı tesisler olarak Acapulco'yu tanıyor.
(13:15 - 13:32)
Bu Türklerin emeğiyle, Türk vizyonerlerin emeğiyle, Türk işçisinin ve diğer düşüncelerinin
emeğiyle yaratılmış bir yer. Daha başka oteller de elimize geçiyor muhakkak 1974 Barış
Hareketi'nden sonra. Ama buranın anlamı onların içinde çok daha başkadır.
(13:32 - 13:51)
Çünkü Kıbrıs Türk'ünün yeteneğinin, inancının, kararlılığının yarattığı bir yerdir orası.
Öğrenciliği bir defa başlı başına öğrencilere örnek olacak bir devrimci potansiyel taşıyor.
İkincisi, devlet memurluğu bugün görüyorsunuz bütün gençlerin idealidir.
(13:51 - 14:12)
Özel sektörü tercih ile de devlet memuru olmak istiyor. Çok parlak bir mevkiye geldiği halde
devlette, geleceği parlak bir memuriyet konumu, bir sandalyesi olduğu halde orayı terk
ediyor. Kendini tamamen idealindeki işlere veriyor, yatırımcılığa veriyor, turizme veriyor,
kalkınmaya veriyor.
(14:12 - 14:27)
Bu yönüyle de dikkat eder bir vizyoner. Ünal Bey siyaseti, politikayı bir araç olarak
görmekteydi. Dolayısıyla politikanın içinde faal olarak bulundu.
(14:28 - 14:50)
Örneğin uzun süre bu ülkede iktidar görevleri yapmış olan Ulusal Birlik Partisi'nin Girne
bölgesindeki en önemli yetkililerinden birisidir. Ve Ulusal Birlik Partisi siyaset hayatımızda bir
yerlere gelmişse bunda Ünal Bey'in yaptığı katkılar hiçbir zaman yadsınamaz. Ben
görüyorum, çoğu zaman tanık oluyorum.
(14:51 - 15:08)
Ulusal Birlik Partisi çevrelerinde, siyaset çevrelerinde de Ünal Bey'e büyük bir saygı ve şükran
vardır. Bir defa belirtmeliyim, üzüntüyle belirtmeliyim ki erken yaşta kaybettik Ünal Bey'i. Bu
ülkenin, bu devletin, bu cumhuriyetin ona çok daha fazla ihtiyacı vardı.
(15:09 - 15:29)
Erken yaşta onu kaybettik. Ama şunu söylerdim kendisine, o hiç yorgunluğu
hissetmemesinden emin, yorgun halinde, Ünal Beyciğim müsterih ol çünkü mirasını, enerjini
çok emin ellere devrettin sen. İçim çağın er, dimağı çağın er gibi çocukların vardır.
(15:29 - 15:46)
Senden aldıkları mirası, ben inanıyorum ki buna da tanık oluyoruz zaten, teslim aldıkları
noktadan çok daha ileriye taşıyacaklar. Derdim ki kendisine çağın er adını değiştirsen artık.
Çünkü çağın eri değilsin sen, çağını aşmış bir insansın.
(15:47 - 16:13)
Bu soy adını değişirsen çok münasip bir iş yapmış olacaksın derdim. Ünal çağın er değil, Ünal
çağını aşmış er olsaydı adı, ben zannederim ki çok daha iyi olacaktı o yarattığı muhteşem
esirlere ve hizmetlere baktığımız zaman. Şimdi en büyük sorunumuz nedir biliyor musunuz?
Gençler beyin göçü dediğimiz göçün sarmalında bu ülkeyi boyuna terk etmektedirler.
(16:13 - 16:32)
Yabancı ülkelerde okuyanlar, başka ülkelerde okuyanlar ülkelerine dönmeyi tercih etmiyorlar.
Orada kalıyorlar, daha başka ülkelere gidiyorlar. Böylece zekalarını, yeteneklerini başka
ülkelerin, başka toplumların hizmetine veriyorlar.
(16:32 - 17:48)
Onlar için bu ülkede örnek alınacak bir rol modeli varsa işte o söylediğimiz, sözünü ettiğimiz
Ünal Çağın Er kardeşimizdir. Yani hiçten yarattığı eserler, hiçten yarattığı hizmetler ve hiçten
yarattığı katma değerler, bugün ülkemizde kalmayı bir güvensizlik nedeni olarak gören,
geleceklerinin güvensizliği olan gençlerimize örnek olabilecek, rol model olabilecek en
önemli değerlerimizden birisidir. Ama bunu ısrarla anlatmak gerekir.
Gençlerle konuşmak gerekir. Bu yapılmıyor. Ben annelere, babalara da bakıyorum.
Bulunduğun yerden daha ileriye git diyor, bu ülkeye dönme. Bu toplum için çok tehlikeli bir
şeydir ve bir yandan da yakınıyoruz, nüfusumuz azalıyor. Gençlerimize iş yok bu ülkede.
Ya iş yoksa bu ülkede dış ülkelerden gelen bu kadar yabancı insan nasıl istihdam oluyor
burada? Bazıları o istihdamın içinden çıkıyor, iş adamı olabiliyor, yatırımcı olabiliyor. O
yeteneği, o beceriyi gösteriyor. Bizim gençlerimiz bunu niye göstermesin? Bu çabaya niye
katılmasın? Bu özveri niye katılmasın? Ve geleceğini başka ülkelerde arasın.
(17:49 - 18:26)
Bütün bunları konuştuğumuz, tartıştığımız zaman, bir örnek göster bize derse gençler, işte
derim Ünal Çağınır, onun hayatını okuyunuz, onun yatırımlarını okuyunuz, onun yaptıklarına
bakınız ve bunları kendinize ilham alınız, örnek alınız derim. Ünal Bey hakkında tabii ki özet
bilgiler verebiliriz ancak ama hakkında kitaplar yazılabilecek, belgeseller yapılabilecek ve
bunları topluma bir rol modelin öyküsü, ilham kaynağı bir öyküsü olarak sunabileceğimiz bir
değer söz konusudur onun kimliğinde. Ben bunu söylemek isterim.